This is default featured slide 1 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 2 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 3 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 4 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

This is default featured slide 5 title

Go to Blogger edit html and find these sentences.Now replace these sentences with your own descriptions.This theme is Bloggerized by Lasantha Bandara - Premiumbloggertemplates.com.

29 Nisan 2009 Çarşamba

FIRAT NEHRİ

FIRAT NEHRİ/Birecik


Mezopotamya bölgesinin can damarı olan Fırat Nehri, Karasu ve Murat sularının birleşmesiyle oluşur. Tarihin ilk dönemlerinde Sümer, Babil gibi Mezopotamya devletlerinin yasalarına girecek kadar önemli bir nehirdir. Tarihçi Herodot, Babilliler'in Fırat Nehri üzerinde bentler yaptığından söz etmektedir.

Siverek ilçesinin Dağbaşı Bucağı yakınındaki Mektalan Geçidi'nden Şanlıurfa topraklarına giren Fırat Nehri, bu noktadan güneye akarak Adıyaman-Urfa sınırını oluşturur.


Şanlıurfa toprakları içinde uzunluğu 270 km ' yi bulur. Düzensiz bir akış rejimine sahiptir. Nisan ayında en üst seviyeye çıkan su yükselmesi Mayıstan itibaren alçalmaya başlar ve Eylül ayında en düşük seviyeye iner. Fırat Nehri'nin toplam yatak uzunluğu 2800 km .dir. Kollarıyla birlikte 1263 km . boyunca Türkiye topraklarında akar ve Birecik ilçesinin batısından Suriye topraklarına girer.

Suriye topraklarını da suladıktan sonra Irak'ta El Kurra bölgesinde Dicle nehri ile birleşerek Şattü'l Arap (Arap Körfezi) adını alır ve Basra Körfezi'ne dökülür.

Türkiye'nin en büyük projesi olan GAP'ın dayanağı olan Fırat Nehri üzerinde, Keban, Karakaya, Atatürk Barajı, Birecik Barajı ve Karkamış Barajı olmak üzere 5 baraj kurulmuştur.


kaynak:http://www.urfakultur.gov.tr/firat.htm


BİRECİK KALESİ

BİRECİK KALESİ


İlçe merkezinde Fırat nehrinin doğu yamacında doğal, sert kalker kayalık tepe üzerine kurulmuştur. Kalenin ilk inşa tarihi hakkında farklı görüşler vardır. Üzerinde inşa edildiği beyaz kalker tepeden dolayı Beyaz Kale (Kal'etül Beyza/Beyda ) denilen yapı 13. yüzyılda inşa edilmiştir. Birecik kalesi Romalılar,(M.Ö.30- M.S.395) Franklar(MS 1098- 1150) ve Memlükler dönemi (1277-1484) olmak üzere üç defa onarım görmüştür.


BİRECİK SURLARI

Bİ RECİK SURLARI

İlçeyi kuşatan surlar günümüze büyük bir tahribatla, ancak bazı burç kalıntıları ve kısmen ayakta kalan iki kapısıyla gelebilmiştir. Ne zaman yapıldığı bilinmeyen surların, iki kapısı, bir burcu ve bir duvarında kitabe bulunmaktadır. Bu kitabelere dayanarak 1483 yı lına, Memluklu dönemine tarihlenmektedir. Birecik surlarının günümüze gelebilen iki kapısı; Urfa kapı ve Meçan kapıdır. Bağlar kapısı ve Meydan kapısı ise günümüze ulaşmamıştır.


Urfa kapı :

Sağ lam durumda günümüze ulaşabilen tek şehir kapısıdır. Sur dışına açılan doğu kapısını boydan boya dolaşan şerit kitabeye göre 1483‘te Memluklu sultanı Kayıtbay tarafından Yunus eş-Şerefinin yönetiminde yaptırılmıştır. Urfa kapının ana yapım malzemesi kesme taştır.

Meçan Kapı .

Kı smen yıkılmış bir bölümü günümüze kadar gelebilmiştir. Kapıyı batı ve güneyden kuşatan şerit kitabeye göre, bu kapının da Memluklu sultanı Kayıtbayın emriyle Yunus es- şerefinin yönetiminde yapıldığı anlaşılan kapının yapılış tarihi 1484'tür. Bu gün bakımsız bir durumda olan Meçan kapının kuzeybatı ve doğu duvarları tümüyle, güney duvarı ise kısmen ayaktadır.


kaynak:http://www.urfakultur.gov.tr/bireciksur.htm

CUDİ ŞEHRİ VE CUDİ DAĞI

CUDİ ŞEHRİ VE CUDİ DAĞI/Akçakale

Urfa'dan Akçakale'ye giden yolun 32. kilometresinden itibaren 5 km batıya giderek cudi deresine ulaşabilirsiniz. Cudi deresinin başlangıcından güneye doğru vadiyi izleyerek giderseniz cudi dağına ve cudi şehri kalıntılarına ulaşabilirsiniz.

Halk tufandan sonra Hz. Nuhun gemisinin Cudi dağına indiğine inanmaktadır. Bu dağ deniz dalgalarını andıran çok değişik bir yüzey şekline sahiptir. Yöre halkı bu konuda kesin kanaate sahiptir.

500x500 m2 lik arazide tarihi şehrin kalıntıları, birçok taş ocağı, kaya mezarlar hamam ve kule kalıntıları görülebilir. Cudi deresi boyunca büyük taş ocakları da bulunmaktadır. Taş ocaklarından çıkan taşlar Harran'ıda kapsayan komşu yapılarda kullanılmıştır.

AYN-EL URUS

AYN-EL URUS/Akçakale

Hz. İbrahim(a.s) harandan Şam'a göç ederken amcası kızı Hz. Sare ve beraberindeki kafile ile birlikte Urfanın 50 km güney batısındaki bir su kaynağında konaklar. Hz. İbrahim(a.s) ve Hz. Saranın evlilik töreni burada yapılır. Evlilik töreninin yapıldığı yere “düğün gözü” anlamında Ayn-el Urus” adı verilir. Halen halk arasında bu isimle anılmaktadır. Bir diğer adı ise “Ayn Halil ür Rahman”dır.. Halil ür Rahman kaynağı ve gölü anlamındadır. Bu gün yarısı Akçakale ilçemizde yarısı da Suriye topraklarında kalmıştır. Bu su kaynağı bir vaha görünümünde olup Hz. İbrahim makamı olarak bilinmekte ve ziyaret edilmektedir.

Şelli, İstanbul'u Urfa'ya Taşıyor



İstanbul Sanayi Odası Başkanı Tanıl Küçük ile uzun süredir görüşen Tarım Bakanlığı Müstereşar Yardımcısı Ferhat Şelli,çok sayıda İş adamıyla Urfa'ya çıkarma yapmaya hazırlanıyorlar.

Tarım Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Ferhat Şelli'nin Şanlıurfa ile ilgili önemli projelere desteği sürüyor. Hemşehrimizi olan Müsteşar Yardımcısı Şelli, bir süre önce özel olarak görüştüğü İstanbul Sanayi Odası Başkanı Tanıl Küçük'tan olumlu cevap aldığı öğrenildi. İstanbul Sanayi odasına bağlı yaklaşık 100 İş adamı 23-24 Mayıs Tarihlerinde Şanlıurfa'ya gelerek ikili görüşmelerde bulunacaklar. Tarım Bakanı Müsteşar Yardımcısı Dr. Ferhat Şelli'nin öncülğünde yapılacak olan bu önemli toplantıda özellikle Şanlıurfa'lı iş adamları, Taicaret Odası ve Ticaret Borsası ile yatırımlar konusunda görüş elış-verişinde bulunulacağı belirtildi. öte yandan Dr.Ferhat ŞELLİ dün Müsteşarlık Toplantı Salonunda, Kuzey Kenya ve Diğer Çorak Bölgeleri Geliştirme Bakanı İbrahim Elmi Mohamed ve beraberindeki heyetle görüşmüştür. Konuk Bakan, görüşmede, Kenya’nın çok önemli ölçüde su ve tarım potansiyeline sahip olduğunu, ülkemizle entegre projeler yaparak bu doğal kaynaklardan faydalanmak istediklerini ancak teknik bilgi, eğitim ve kaynağa ihtiyaçları olduğunu belirtmiştir. Müsteşar Yardımcısı Dr. Ferhat ŞELLİ, Tarım Bakanlığın ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı işbirliğinde Kenyalı uzmanların Türkiye’de eğitilmesi, Türk uzmanların Kenya’da çalışmalarda bulunması ve bir Master Planın hazırlanması, GAP projesi tecrübelerinin Kenya ile paylaşılması konularını dile getirmiştir. Konuk heyete, GAP projesinden bahsedilerek Sudan ile yürütülen çalışmalar örnek gösterilmiş ve benzer çalışmaların Kenya ile de yapılabileceğini belirtildi.

Sanatın Elçileri Sergisi Açıldı


Şanlıurfa Sembol Gazetesi’nin 2. Yıl Kültür etkinlikleri kapsamında düzenlenen ‘Sanatın Elçileri’ adlı Fotoğraf ve Resim Sergisi dün sanatseverlerle buluştu.

 Serginin açılışını Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba ve AK Parti Grup Başkanı Adil saraç birlikte gerçekleştirdi. 
‘Sembol İsimler Ödül Töreni’ adı altında geçtiğimiz yıl birincisi düzenlenen Sembol Gazetesi Kuruluş Yıldönümü etkinliklerinin ikinci durağı Sanatçı Abdulrezzak Elçi ve Adile Elçi’nin ‘Sanatın Elçiler´adlı fotoğraf ve resim sergisi ile başladı. Belediye Sergi salonunda açılan sergiye katılımın yoğun olduğu gözlemlendi. Yaşanan yerel seçim süreci nedeniyle ödül programı yerine bu yılki etkinliklerini Kültürel alanda yoğunlaştırmayı tercin eden Gazetemiz Yönetim Kurulunun bu davranışı olumlu karşılandı. 
Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile AK Parti Grup Başkanı Adil Saraç’ın açılışın yaptığı sergiye Belediye Başkan Yardımcıları Habib Arslan, Fevzi Yücetepe, Mustafa Aydın, Ahmet Al ile Emniyet Müdür Yardımcısı Yaşar Durmazer, Baro Başkanı Av. Yahya Demirkol, Baro Eski Başkanı Müslüm Akalın, İl Kültür Müdürü Selami Yıldız, Ticaret Odası 2. Başkanı Cem Göncü, Muhtarlar Dernek Başkanı Hüseyin Korkmaz, STK temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. 
Dün itibari ile açılışı yapılan sergi 2 Mayıs tarihine kadar misafirlerini ağırlayacak. 
Tüm kent halkını sergiye davet ederek gazetecilik alanındaki objektif çalışmalarının sürdüğünü belirten Sembol Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ahmet Akarslan “Kurulduğumuz günden bu yana halkın eleştirileri doğrultusunda çizgimizde ilerliyoruz. Geleneksel hale getirmeyi amaçladığımız ‘Sembol İsimler Ödül’ töreni programımızı bu yılki yerel seçimler nedeniyle erteledik. Bu ertelememizdeki neden ise herhangi bir siyasi yönelime ihtimal vermemek için oldu. Böylelikle bu yıl ki etnikliklerimizi kültürel alana yoğunlaştırdık ve bu çerçevede Şanlıurfalı sanatçılarımızdan Abdulrezzak Elçi ile Adile Elçi’nin eserlerine sponsor olarak sergimizi açtık. Etkinliklerimiz önümüzdeki günlerde yine Şanlıurfalı değerlerimizden Mustafa Dişli’nin hayatını anlatan bir kitap çıkarmak olacak. Bu çalışmanın da sonuna gelindi. Çok kısa bir süre sonra bu eserle de etkinliklerimizi sürdüreceğiz” dedi. 
Sanatçı Abdulrezzak Elçi ise “Sergimize katılımlarından dolayı tüm davetlilerimize teşekkür ediyorum. Şanlıurfa’da birçok ilki yaşatan Sembol Gazetesi’nin 2. Yıl etkinliklerinde eserlerime yer verilmesi beni ayrıca onurlandırdı. Tüm Gazete yönetimine tekrar teşekkürlerimi iletmek istiyorum” dedi. 

28 Nisan 2009 Salı

Konuşan Kitap Şenliği




Konuşan Kitap Şenliği Projesi kapsamında İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü bahçesinde kitap okumaları yapıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrunnisa Gül tarafından başlatılan Konuşan Kitap Şenliği Projesi kapsamında İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü bahçesinde kitap okumaları yapıldı. 8-9 Mayıs 2009 tarihinde Hayrünnisa Gül’ün himayesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de katılımıyla “Konuşan Kitap Şenliği” projesinin ikincisi Balıklıgöl’de, otuza yakın yazarın katılımıyla gerçekleştirilecek. Etkinlik süresince Balıklıgöl’de kurulacak stantlarda kitaplar okunacak, tanıtılacak ve kitaplar hakkından söyleşiler gerçekleştirilecek. Bu projeyle toplumda okuma bilincinin geliştirilmesi, özellikle çocuklara ve gençlere okuma alışkanlığının kazandırılması amaçlanırken “Konuşan Kitap Şenliği” projesi çerçevesinde bugün İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Kültür Bahçesinde kitap okumaları yapıldı. Kitap okuma kampanyasına Vali Yardımcısı Salih Gelgeç’in yanı sıra kamu kurum ve kuruluş yetkilileri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı. (UrfaHA) UrfaHA

Nemrut'un İlginç Öyküsü


Hakkında binbir rivayet olan Nemrut Dağı'nın gerçek öyküsünü öğrenmek ister misiniz?Çok uzak bir öykü : Nemrut dağı "Kardeşlik Örgütü" Anadolu´daydı Nemrut´un Sırrı Nemrut Dağı hep gizemli iddialara hedef oldu; hatta uzaylıların gizli üssü olduğu bile iddia edildi; kesin olan tek şey dağda bilinmeyen veya henüz keşfedilmemiş tünellerin olduğu ve efsanevi Commagene Kralı I. Antiochos´un kayıp mezarıdır. Dağın gizemi, çok değişik alanlara yöneliyor; Hıristiyanlığın burada başlamasından tutun da, İsa´nın doğumundaki simgesel anlama ve de Noel´in yanlış zamanda kutlanmasına kadar... "The Orion Mystery ve The Mayan Prophecies" kitaplarının yazarlarından araştırmacı Adrian Gilbert, bu sırrı kovaladı, Rusya´dan Fransa´ya ve Mısır´a, Filistin´den Güneydoğu Anadolu´ya uzanan yorucu bir çalışmadan sonra edindiği bilgileri, inanılmaz iddialarla bütünleştirerek, bir kitap yazdı ve gizem büyüdü; Nemrut dağının gizemi Tarihin neresine bakarsanız bakın, muhakkak dünyanın bir yerinde, özgün bir inanç veya mistik ya da okült bir yaşam biçimi karşınıza çıkacaktır. Bu tür grupların ana ilkesi kardeşliktir, kardeşlik adayı belli bir eğitim, öğrenim ve sınav aşamasını yaşadıktan sonra ezoterik gizemlerle beraber yaşamaya başlar ama bunları dışarıya taşıması yasaktır çünkü bilgi özeldir ve yeterince eğitilmemiş, amacını bilmeyen ve meraktan öteye geçemeyen yani hak etmeyen kişilere verilemez. Yüzyılın sonuna doğru, çoğunluğu Rus olan bir grup okültist veya ezoterist gizemci peşpeşe ortaya çıktı; aralarında Madam H.P.Blavatsky, Alexandra David-Neale, P.D. Ouspensky ve G.I.Gurdjieff gibi çok önemli isimler bulunuyordu. Doğunun tanımıyla bunlar; "Bilgeliğin Ustaları" ydılar. Tümü, uzak geçmişin ezoterik ve gizemci mantığı doğrultusundaydı, kurdukları gizem örgütleri günümüzde milyonlarca insanı yönlendiriyor, yani "Kardeşlik" hala yaşıyor. Hristiyanlığın lideri Nemrut´da mıydı? Yoksa, Hıristiyanlığın Gerçek Lideri Nemrut´da Mıydı? 1920´de G.I.Gurdjieff, batıya geldi ve Fransa´da kendi adına bir gizem veya ezoterizm okulu açtı, okulun izlediği yol çok eski bir ezoterik okulun yoluydu; bu çok uzak geçmişten gelen okulun adı "Sarmoung Kardeşliği" idi. İpucu izlendiğinde, (Gurdjieff hakkında yazılan otobiyografi de bu yöndedir.) adı geçen örgütün temelinde büyük bir olasılıkla, bir zamanlar Kuzey Mezopotamya´da gelişip, yayılan ama sonra yok edilen Hıristiyan Gnostik Okulu´ndan geriye kalanlar bulunuyordu. İzleri sürdürdüğümüzde bu kez günümüz Türkiye´sinin sınırlarının içine giriyor ve kayıp gizem okulunun Güneydoğu Anadolu´da bulunduğu anlaşılıyordu yani Gurdjieff´in kurduğu örgütün en uzak geçmişinde yer alan kayıp gizem okulu Anadolu´daydı; Ama nerede? İşte burada ortaya çıkan bir adam yeri bulduğunu söyledi, adamın adı Adrian Gilbert´ti,1972 yılında, Adrian Gilbert hacı olmak amacıyla, Filistin´e, Hz. İsa´nın doğum yeri olan Bethlehem´e gitmişti, aslında bilgeliğin peşindeydi, bir gizem örgütü arıyor ve eğitilmek istiyordu. Bölgede bir gizli okulun olduğunu duymuştu, kulağına gelenlere göre Matta İncili´nde adı geçen Maji Okulu buradaydı, sıkı bir arayışın ve gizem dedektifçiliğinin sonucunda, o da Gurdjieff´in izine rasladı, Filistin´de ortaya çıkan iz, Fransa´da gelen izle Anadolu´da birleşiyordu ve Adrian Gilbert artık sonuçtan emindi; Kayıp "Kardeşlik Okulu" nun liderini ve yerini bulmuştu; Gilbert´e göre örgütün kurucusu Commagene Kralı I. Antiochus, yeri ise Nemrut Dağı´ydı. Kral Antiochus´un krallığı Sıra Urfa´da Gilbert, Kral I. Antiochus´un yaşadığı çağda varolan Sarmoung Kardeşlik Örgütü ile yakın ilişkisi olduğu görüşünde, onun Kuzey Fırat bölgesine yayılan küçük krallığının ana simgesi aslandı veya Commagene Aslanı´ydı. Nemrut Dağı´nda bulunan dev mezar anıtta, astrolojik ve Hermetik simgeler kullanılarak, gizem vurgulanmıştı. Nemrut´da bulunan Aslan kabartmasının üzerindeki Astrolojik simgeler aslında bir horoskop yani yıldız haritasıdır ve Gilbert burada belirtilen işaret edilen iki zaman dönemiyle, Kral´ın doğum ve inisiye yani örgütte eğitildiği tarihleri işaret ettiği düşüncesindedir, bu tarih 6 Ocak´tır yani İsa´nın Yahya Peygamber tarafından vaftiz edildiği tarih yani özgün adıyla "epiphanes" günü. Günümüzde, aynı tarihte Ortodokslar suya haç atarak kutlamalar yapıyorlar. Gilbert, Kral Antiochus´un krallığının henüz bulunmamış bir yerinde 35´ eğiminde, 155 m. uzunluğunda, nereye gittiği bilinmeyen bir tünel olduğunu iddia ediyor. Aslında bu iddia doğru, çünkü arkeologlar uzun zamandan beri bu bulmacanın peşindeler, Kahta´dan Nemrut Dağı´na uzanan tünellerin varlığı biliniyor ama nereye gittikleri henüz anlaşılamadı zira o boyutta kazılar yapılmış değil. Gilbert Commagene Kralı´nın doğum tarihini de hesaplıyor; bu tarih Güneş´in, Regulus yıldızıyla Aslan Burcu´nda buluşum yaptığı tarih yani 29 Haziran. Adrian Gilbert, Urfa´nın da (Eski adıyla Edessa) Orion Bilgeliği ile ilgili bir astrolojik merkez olduğu görüşünde ve bunun kanıtlarının da Eski Ahit´te yani Tevrat´da bulunduğunu belirtiyor. Hristiyanlık kalıntıları ve Urfa Kral´ın doğumu ve Mısır´a uzanan yol Hıristiyanlığın ilk yıllarında Urfa, çok önemli bir eğitim merkeziydi ve kutsal kalıntılar hala orada görülür. Haçlılar´ın yıkımlarından sonra bölge, 1145´de İslam Komutanı Zengi tarafından ele geçirilmiş ve 1146´da da Zengi´nin oğlu Nureddin, Haçlıları tamamen uzaklaştırmıştı. Gilbert, araştırmalarında kayıp Kardeşlik Örgütü´nün izlerinin Urfa´da da bulunduğu belirtiyor ve Matta İncili´ndeki "Maji Öyküsü" nü hatırlatıyor. Mesih´in yani İsa´nın doğumu yani Christmas Günü sandığımız gibi 25 Aralık değildir, bu tarih aslında antik bir Pagan festivalini simgeler (Mitralar´ın Doğum Kutlamaları). Gerçek Christmas Milattan önceki 7. yılın 29 Temmuz´udur yani İsa milattan 7 yıl önce doğmuştur ve o gün gök konumu çok özeldir; Güneş her yıl aynı tarihte, "Kral´ın Doğumu" konumuna girer Aslan Burcu´ndaki "Küçük Aslan" veya "Aslan Yürek" de denen Regulus´la buluşur. Bu aynı zamanda da, göğün en parlak yıldızı olan Sirius´un yükseliş döneminin hemen sonrasıdır yani Sirius özgün periyodundaki görünmezlik dönemini bitirerek, yükselmeye başlar. Mısır Mitolojisi´nde Sirius yıldızı, Tanrıça Isis´in özel yıldızıdır, görülmediği dönemde Tanrıça hamiledir, yükseldiğinde yani parlamaya başladığında oğlu Horus doğar, bu da Güneş-Regulus buluşmasıyla simgelenir. Hristiyanlık ve Astrolojik Simgeler İlk Hıristiyanlar, bu mitolojik kavramı kullandılar, Sirius´un yükselmesi Meryem´in doğumuydu ama bu kez doğan Horus değildi çünkü Meryem´in oğlu İsa´ydı, aynı anda görülen diğer parlak yıldızlarda önemliydiler, örneğin Orion Isis´in eşi yani kocası olan Osiris´ti, Hıristiyan kültürü, Osiris´e Joseph yani Meryem eşi kişiliğini verdi. Procyon yıldızı da, Sirius gibi Orion´dan sonra yükselir ve Isis´in kızkardeşi Nephthys ile simgelenir ve o da orta eş kişiliğiyle bazı erken Hıristiyanlık söylencelerinde yer alır. Zodyak yani Burçlar Kuşağı genelde hayvanlarla simgelenir, Öküz yani Boğa, Koyun yani Koç burçları İsa´nın doğduğu ahırda bulunan ve yemlenen yani beslenen iki hayvandır ve ahır Bethlehem kasabasındadır, kasabanın adının anlamı "Ekmeğin Yeri" dir, Bethlehem kasabası, Judah bölgesinde yani İsrail´in Aslan Kabilesi´nin yaşadığı yerdedir ve bu kabilenin simgesi Aslan Burcu´ndaki veya takımyıldızındaki Regulus´tur, sonuç olarak ezoterik anlamda Güneş-Regulus buluşumu, İsa´nın ahırdaki doğumunu simgeler. Nemrut dağı´ndaki horoskop şekli Kabartmada görülen yürüyen aslan formundaki yıldız haritası yani horoskop, Yunan astrolojisi tarzındadır ve bir tarih belirlenmiştir. Bu yöntem atalarımız tarafından zaman zaman kullanılmıştır; Seleucidler, Makedonyalılar, Persler, Büyük İskender, Darius I tarafından kullanılmıştır. Antik Yunan´ın ve Persler´den gelen etkilerin ve Nemrut´ta yapılan geleneksel dinsel ritüeller genel anlamda Orta Doğu´dan Avrupa´ya yönlenen Mitra inançları ve dini ile ilgilidir. Commageneler´in Mitraik inancı, doğudan batıya doğru bir yelpaze gibi yayılırken, kesin olarak Hıristiyanlığın temelini oluşturmuştur yani Hıristiyanlığın kökeni Mitraizm dolayısı ile de Kral I. Antiochos´un katıldığı gizemli Kardeşlik Dini´dir. Kral´ın mimarları, tarihsel göndermeyi yapmak amacıyla, yıldız konumlarını bir aslan formuyla oluşturdular. Üç Gizemli Adam mı Yoksa Gezegen mi? Bebek İsa´yı ziyarete geldiklerine inanılan üç çoban krala Bethlehem´e giden yolu yıldızlar gösterir, yıldızların geleneksel yeri ekliptiğin kuzeyindeki simgesel bir hattı oluşturur, bunlar Sirius´dan önce doğan Procyon, Castor ve Pollux´tur, çoban krallara yol gösterirler yani Sirius´un doğacağı yeri gösterirler. Adrian Gilbert, İsa´nın doğumunda parlayan ve Bethlehem´den izlenen büyük yıldızın tek olmadığına hatta yıldız olmadığına inanıyor, ona göre parlaklığın nedeni iki dev gezegenin yani Satürn ile Jüpiter´in buluşumuydu, buluşum Balık Burcu´ndaydı ve bu nedenle de Hıristiyanlığın gerçek simgesi balıktı. İki dev gezegen, o konumda akşam göğünün (saat 21:30 civarı) en parlak gök cisimleridirler ve çok net olarak çıplak gözle görülebilirler. Üç çoban kralın ezoterik anlamları da böyledir yani Melchior, Caspar ve Balthasar´ın; Satürn ve Jüpiter, iki kralla simgelenir; Melchior (Altın Kralı Jüpiter) ve Caspar (Mür yani koku kralı Satürn); Jüpiter astrolojik anlamda, sağlığı ve zenginliği simgelerken, Satürn ölüm ve mezarın yanısıra uzun yaşamı simgeler. Mür, Mısır mitlerinde Satürn simgeselliği doğrultusunda, mumyalamada kullanılan bir maddedir. Üçincü Çoban Kral yani üçüncü gezegen Güneş´e en yakın gezegen olan Merkür´dür, bu da Balthasar´dır (veya Belteshazzar), ismin anlamı "Yüce Efendi´nin Öncüsü" veya en yakın yardımcısı şeklindedir. Merkür, Güneş´ten biraz önce doğar yani sultanın veziri gibidir. Bebek İsa´ya altın ve mür´ün yanısıra Balthasar tarafından verilen üçüncü armağan günnük veya buhurdur, günnük simgesel olarak majikal fonksiyonları uyandırır ve Merkür ile astrolojik doğrultuda ilişkilidir. Nemrut dağı ve sırları Adrian Gilbert, tüm öykünün anlamının farklı olduğu görüşünde, bizlere bu şekilde İsa´nın doğum horoskobunun yani yıldız haritasının anlatılmak istendiğini düşünüyor, eğer okuma doğru yapılırsa kesin zaman belirlenecektir. İsa´da Horus gibi bir kral olarak doğmuştur, gezegenlere uygun armağanlar onun doğumunu simgelerler, Matta İncili´nde armağanların baştan çıkarıcı oldukları ve egosal amaçlarla kullanılabilecekleri vurgulanır. Yani üç gezegenin negatif yönleri vurgulanır, negatif yönler pratik Maji´nin reddedilmesi (Merkür), ölümsüzlük arzusu (Satürn) ve krallık yani iktidar hırsıdır (Jüpiter). Daha sonraki olaylarda benzer anlamlar içerirler, Yahya Peygamber Ürdün Irmağı´nda İsa´yı vaftiz ederken cennetten gelen bir güvercin simgeselliğinde İsa´ya en yüksek armağan verilir, bunun anlamı gezegendeki en yüksek krallığın onaylanmasıdır. Artık o, Logos´un yani Varoluş´un aracı olmuştur. Yani Vaftiz´in simgeselliği ve 6 Ocak kutlamalarının anlamı göksel buluşmanın gerçekleşmesi daha da ötede İsa´nın göksel doğumudur. Ama daha sonra bu tarih değişecek, 25 Aralık´a kayarak, antik Roma´nın Satürn şenlikleri Mitralar´ın doğumu ile karışacaktır. Bütün bunlardan anlaşılan şey, Kayıp Kardeşlik Örgütü´nün içeriğidir, Horus´dan, İsa´ya oradan da Kral I. Antiochus´a uzanan gizemin ezoterik anlamı ve bunun astrolojik metodla, Hermetik Bilgelik düzeyinde simgeselleştirilmesidir fakat tüm anlatılar ve Gilbert´in iddiaları yine de asıl gizemi açıklayamıyor; yıldızların ve gezegenlerin etkinliği ya da önemi acaba kutsallık düzeyinde ezoterik simgesellik midir? Yoksa, dünya dışındaki bir yerler mi ima edilmektedir? Sır, Orion ve Sirius´da saklı gibidir; birgün bunu da öğreneceğiz; ne zaman mı? Kimbilir, belki de Nemrut Dağı´nın altında yatan sırrı çözdüğümüz zaman... HÜRRİYET

Turizm Sorunları Toplantısı



Şanlıurfa'nın Turizm Sorunları toplantısının 4.cüsü İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü toplantı salonunda gerçekleştirildi.Nedim ATİLLA'nın Haberi...
ŞANLIURFA’NIN TURİZM SORUNLARI TOPLANTISI.
Şanlıurfa'nın Turizm Sorunları Toplantısının 4.cüsü bugün Şanlıurfa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü toplantı salonun da gerçekleştirildi.Toplantıya Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan,Şanlıurfa Belediye Başkan Yardımcısı Fevzi Yücetepe,İl Kültür Müdürü Selami Yıldız,İl Genel Meclisi Başkanı Uğur Beyazgül,Cevahir Konuk Evi İşletmecisi ve Şanlıurfa Girişimci İş Kadınları Yönetim Kurulu Başkanı Cevahir Asuman Yazmacı,Şanlıurfa'nın İlk ve Tek 5 yıldızlı oteli El Ruha Otel Şirket Genel Müdürü Nazım Savaş,El Ruha Otel Müdürü Ertuğrul Er ,Kaliru Turizm Genel Müdürü Rahime Yaşar,Şehitlik Çamlık İşletmecisi Bekir Yaşar,Yıldız Sarayı Konuk Evi İşletmecisi İbrahim Baynaz,Harran Oteli Resepsiyon Müdürü Ömer Dursun,Ezel Turizm İşletmecisi Nazan Yücetepe,Bakırcı Selim Bakır ve diğer turizm işletmeleri sahipleri katıldı.Toplantı da Şanlıurfa’nın turizm sorunları masaya yatırıldı.Şanlıurfa’nın turizmi için neler yapılabilir,Şanlıurfa Turizminin medya daki yeri ve konumu konuları tartışıldı.

Urfa’da 2 Mayıs hazırlığı



1 Mayıs kutlamaları nedeniyle Türkiye genelinde İstanbul ve Urfa’da iki ayrı program yapılacak. Şanlıurfa’da 1 KESK öncülüğünde 1 Mayıs kutlamaları 2 Mayıs 2009 Cumartesi günü yapılacak. Genel merkez yetkilileri ve bölge illerinden yoğun bir katılımın beklendiği kutlamalara ilişkin KESK Kadın Sekreteri Songül Morsümbül ve sivil toplum örgütlerinin katılımıyla basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasında 1 Mayıs’ın önemine dikkat çeken Morsümbül “Ülkemizde sorunlar bitmiyor, birbiri ardına geliyor. İşsizlikte dünyanın önde gelen ülkelerinden biriydik krizle birlikte artık dünya şampiyonu olmak üzereyiz. Çalışanların durumu da işsizlerimizden farklı değil, büyük nüfusların yığıldığı kentlerimizin kıyılarında toplanmış irili ufaklı işyerlerinde bir sefalet ücretine ömür tüketmek zorunda kalıyorlar. Siyasi iktidar bu durumu aşmak için gerekeni yapacağına tersini yapıyor, kamu sektöründe de güvencesizliği, taşeronluğu özendiriyor. Uydurma büyüme rakamlarıyla halkı uyutmaya çalışıyor. Geçen gün bakan açıkladı. Türkiye % 3,5 küçülecek. Bu durumun ne zaman düzeleceğine dair bir işaret de yok. Şimdi IMF ile Masaya oturdular yeni bir anlaşmaya varacaklar. Bu küçülmenin bedelini emekçilere, halka, yoksul çiftçiye, köylüye nasıl ödedirizi planlayacaklar. Bu hükümetin ekonomi yönetimi iflas etmiştir. Her yerinden dökülmektedir. Ama herkes şunu iyi bilmelidir ki, bu krizi emekçiler yaratmadı, bedelini de emekçiler ödemeyecek! Daha iki gün önce İstanbul’da emek örgütleriyle birlikte ”Emek Paketini” açıkladık. Krize karşı sermayeyi korumak dışında bir amacı olmayan hükümetin önlem paketlerine karşı ”Emek Paketi” taleplerimizi ortaya koyduk. Peki bu pakette emekçiler olarak ne istedik?: Herkese güvenceli iş, insanca ücret istedik, işsizliğe karşı köklü önlemler alınmasını istedik, temel ihtiyaç, gıda maddeleri ve ilaçtan alınan KDV’nin sıfırlanmasını istedik, herkese parasız ve ulaşılabilir eğitim ve sağlık hizmeti istedik. Bu ülkede insanca yaşayabilecek, onurlu yurttaşlar olarak çocuklarımızı büyüteceğimiz bir ortam istedik. Bütün bu taleplerimizin gerçekleşmesi için olmazsa olmaz bir şey daha istedik: Demokrasi istedik! Yani, özgürlük istedik, kardeşlik istedik, barış istedik.Bunları istemek insan olmanın, namuslu olmanın bir gereği değil midir? Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış Toplumsal taleplerimizin, ekonomik taleplerimizin zeminini oluşturuyor. Bu ülkede özgürce, insana yaraşır bir şekilde yaşamak istiyoruz. En temel talebimiz budur.Bu talebe karşı duran, buna direnen insanlığa karşı durmuş olur. Peki siyasi iktidar bu talepler karşısında halkı krizden korumak için ne yaptı? Kocaman bir hiç... Peki siyasi iktidar halkın özgürlük talebi, demokrasi talebi karşısında ne yaptı? Kocaman bir hiç... Tersine halkın emekçilerin taleplerini görmezden geldi, duymazdan geldi. Halkın taleplerine kulak vermek yerine sözde açılımlarla meseleyi sulandırdı. Üstelik 29 Mart seçimlerinden sonra siyasi iktidar özellikle doğu’da karşı karşıya kaldığı hezimetin intikamını almak için iyice baskıcılaştı, saldırganlaştı. DTP’ye yönelik operasyonun arkasında yatan budur. Başbakan 1 Mayıs’ı tatil ilan ederek emekçilere bir lütufda bulunduğunu zannediyor. 1 Mayıs tatili emekçilerin uzun yıllardır sürdürdüğü mücadele sonucu alınmıştır. Siyasi iktidar bir yandan tatil ilan edip bir yandan Taksim’i emekçilere kapatarak bayramı emekçilere zehir etmek istemektedir. Bu yıl KESK olarak yine Taksim’de olacağız. Aynı zamanda ülkenin bütün kentlerinde 1 Mayıs’ı bir emek şenliğine , kardeşlik, özgürlük bayramına çevirmek için alanlarda olacağız. Urfa’da 2 Mayıs günü düzenleyeceğimiz bölgesel mitingimizle 1 Mayıs şenliğini kutlayacağız. Kadınıyla erkeğiyle yanyana duracağız, emeğimizin namusunu, insanlığımızın onurunu sonuna kadar koruyacağız” dedi. Basın açıklamasına SES Genel Başkanı Bedriye Yorgun, Eğitim Sen Genel Kadın Sekreteri Gülçin İsbert’in yanı sıra DİSK, İHD,MAZLUM-DER, YAŞAMEVİ VE KADIN DAYANIŞMA DERNEĞİ, DTP, TMMOB’da destek verdi. (UrfaHA)

26 Nisan 2009 Pazar

Kültür ve inançlar diyarı Urfa

Şanlıurfa İl Kültür ve Turizm Müdürü Selami Yıldız ;Şanlıurfa kadim bir şehirdir, yani kuruluş tarihi kesin olarak tespit edilemeyen en eski şehirlerden biridir.

UrfaHA-www.urfakultur.gov.tr internet sitesinde İl Kültür ve Turizm Müdürü “Kültür ve İnançlar Diyarı Şanlıurfa” başlıklı yazısında Şanlıurfa’yı her yönü ile anlattı. Şanlıurfa İl Kültür ve Turizm Müdürü Selami Yıldız ;Şanlıurfa kadim bir şehirdir, yani kuruluş tarihi kesin olarak tespit edilemeyen en eski şehirlerden biridir. Rivayetlere göre Hz. Adem eşi Hz. Havva ile birlikte hayatının bir evresinde gelip bu bölgede yerleşmiş ve ilk buğdayı Harran ovasında ekerek çiftçilik tarihini buradan başlatmıştır. Ünlü tarihçi Ebul Farac 'a göre Şanlıurfa, Nûh tufanından sonra kurulan ilk şehirlerden biridir. Geçmiştin günümüze il genelinde yapılan arkeolojik araştırmalar, günümüzden 11.500 yıl öncesinde bu bölgede yerleşik bir hayatın olduğunu bilimsel olarak kanıtlamaktadır. Balıklıgöl'ün yanı başında yapılan kazılarda ortaya çıkan ve Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen “ 11 500 Yıllık Dünyanın En Eski Heykeli ; Şehir merkezine 17 km mesafedeki Göbeklitepe'de ortaya çıkan “11 500 Yıllık Dünyanın En Eski Tapınağı , ayrıca keşfedilmeyi bekleyen birçok yer aynı tarihe ait en önemli kanıtlarıdır. Tespit edilen taşınmaz kültür varlıkları kapsamındaki eser sayısı ile Türkiye'nin ilk üç-dört şehri arasında gösterilen Şanlıurfa, il genelinde yapılan 35 arkeolojik kazı sayısı ile “ Türkiye'de en çok arkeolojik kazı yapılan il” olma özelliğini hala korumaktadır. Bu bağlamda şehir merkezi ve iki ilçe merkezi kentsel sit alanı olarak ilan edilmiştir. Bu özelliklerinden dolayı Şanlıurfa, “Müze Şehir” olarak anılır. Şanlıurfa merkezdeki Halil'ür-Rahman Gölü'nün yanı başında gecekondular altında kalan Edessa Kenti, arkeolojik araştırmaları beklemektedir. Edessa Kentinin tamamında erken Roma dönemine ait mağara mezarlar, bu mağaralarda kayaya oyulmuş Süryanice ve Gerekçe yazılar, rölyef ve mozaikler bulunmaktadır.Şanlıurfa il genelinde, bir müzeye sığmayacak kadar, keşfedilmeyi bekleyen birçok mozaik vardır. Bu antik kent sınırları içerisindeki Halepli Bahçede 2007 yılında yapılan kazılarda “ Savaşçı Amazon Kraliçelerinin Mozaiğe Resmedilmiş Dünyadaki İlk Örnekleri” ne rastlanılmıştır. Fırat'ın renkli taşlarından yapılan Edessa mozaiklerinin en önemli özelliği 3 milimetre kare ebadında taşlardan oluşmasıdır. Bu yüzdendir ki Şanlıurfa, “Mozaikler Şehri” olarak tanımlanabilir. Şanlıurfa'da Tarihi Harran şehri önemli bir çekim merkezidir. Harran, şehri çevreleyen surlarıyla, 6 adet şehir kapısıyla, hala dimdik ayakta duran iç kalesiyle, Türkiye'de İslam mimarisinde yapılmış en eski cami olan Harran Ulu Camisi ve gözetleme kulesiyle, dünyada başka örneği olmayan konik Harran evleri ile “ Dünya Kültürel Mirasına Girmesi Gereken Tarihi Bir Kenttir”.Harran-Eyyubnebi Turizm yolu güzergâhı üzerindeki Şuayb Antik Şehri, ismini Şuayb peygamberden alır. Kaya mezarları, kesme taşlardan inşa edilmiş mimari yapıları ve halk arasında Şuayb Peygamber'in ibadetgâhı olarak bilinen mağara ilgi odağı haline gelmiştir. Hz. Musa'nın Şuayb Antik Şehri'nde, Hz. Şuayb ile görüştüğü, Hz. Şuayb'ın yanında uzun bir süre çobanlık ettiği, mucizevî asasını burada Şuayp Peygamberden aldığı, yanı başındaki Sogmatar Antik Şehri'nde Şuayp Peygamberin kızları ile karşılaştığı kuyu olduğu ve bu yüzden Bir-i Musa yani Musa Kuyusu diye adlandırıldığı rivayet edilir.Harran-Eyyubnebi Turizm yolu güzergâhı üzerindeki Sogmatar Antik Şehri bir kült merkezidir. Yıldız, Ay, Güneş ve Gezegenlere tapınmanın yaşandığı önemli bir mekândır. Aynı güzergahtaki Hanel Barur Kervansarayı, Şuayb Antik Şehri ve Eyyub peygamberi bağrında saklayan Eyyub Nebi beldesi en önemli turistik yerlerdir.Şanlıurfa, çok tanrılı inançların yanı sıra birçok peygamberi bağrından çıkarmış, birçok peygamberin uğrak yeri olmuş ve bu yüce insanlara ev sahipliği yapmış bir şehirdir. Hz. İbrâhim 'in doğduğu ve ateşe atıldığı, Hz. Lût, Hz. İshâk , Hz. Ya'kûb , Hz. Yûsuf , Hz. Eyyûb , Hz. Elyesâ' , Hz. Şu'ayb , Hz. Mûsâ 'nın bu bölgede yaşaması, Hz. İsâ (a.s.)'nın bu şehri kutsaması ve peygamberlerin makamları, bu târihî şehrin “ Peygamberler Şehri ” veya “ Peygamberler Diyarı ” adıyla anılmasını sağlamıştır.Tarihsel birikimi ile birçok medeniyete beşiklik eden bu şehir din, dil, ırk, kültür ve medeniyetlerin buluştuğu, kaynaştığı, bir hoş görü şehri ; dantel dantel işlenen Urfa taşı ile yapılmış han, hamam, konak ve evleriyle, geleneksel el sanatları, mutfak zenginliği ve damak lezzeti, dünyaya nam salmış musiki ustaları, yaşanan ve yaşatılan otantik ve mistik yapısıyla kültür ve folklor Şehri , Atatürk Barajı, Uluslararası Hava Limanı ve verimli toprağı ile Tarım ve Sanayi Şehridir

Akçakaleye pamuğun heykelini diktiler



Akçakale belediye başkanlığı tarafından ilçe de Dörtyol olarak bilinen yolun orta göbeğine 3.20 cm yüksekliğinde Bölgeyi temsil eden Pamuk heykeli dikildi.

Akçakale belediye başkanlığı tarafından yapılan pamuk heykeli Akçakaleli vatandaşların ilgi odağı oldu. İlk defa ilçeye böyle bir Pamuk Kozası heykelinin dikilmesi, Akçakaleli vatandaşlar tarafından memnuniyetle karşılandı. Fiber Glas (polyester) malzemesinden yapılan 120 cm. Pamuk heykelinin kozası 2 m Demir saç kaidesinin üzerine yerleştirilerek Pamuk anıtı görünümüne dönüştürüldü. Bu konuda Urfaha Muhabiri İsmail Arslan’a açıklama yapan Akçakale belediye başkanı Ahmet Akay şu açıklamalarda bulundu: Akay: “ Bilindik üzere Bölgemizin en önemli tarım ürünlerinden biri olan Pamuk bölgemizde yetiştirilmektedir. Uzun zamandan beri düşündüğümüz bu projeyi hayata geçirdik. Bölgemizi temsil eden Pamuk heykelini ilçemizin Dörtyol kavşağındaki orta göbeğe diktik. Böylelikle hem trafik açısından da araçlarımız düzenli olarak geçiş yapacaklardır. Hem de Bölgemizin geçim kaynağının en önemli tarım ürünü olan Pamuğu Anıtsallaştıracağız. Akçakaleli vatandaşlarımıza hayırlı olsun” dedi. Akçakaleli vatandaşlar ise: “İlçemize yapılan bu Pamuk heykeli bizleri çok sevindirmiştir. Bölgemizin Geçim kaynağı olan pamuğun ilçemizde anıtsallaştırılmasından dolayı çok memnun olduk. Bu konuda Sayın Akçakale Belediyesi Başkanı Ahmet Akay’a ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” dediler.

HARRAN TURİZMİN GÖZDESİ

Şanlıurfanın Harran ilçesi yerli ve yabancı turistlerin gözdesi durumunda.Kalesi, evleri ile ilgili çekiyor.


UrfaHA-Şanlıurfa'nın Harran ilçesi yerli ve yabancı turistlerin gözdesi durumunda.Kalesi, evleri ile ilgili çekiyor. konaklama sorunu kısmen çözülmüş ilçede her geçen gün turizmden aldığı pay artıyor.Harran Çeşitli kaynaklardan anlaşıldığına göre, Hz. Ömer zamanında İyaz b. Ğanem tarafından 640 yılında fethedilen Harran'da ilk islami eserler inşa edilmeye başlanmıştır. Emevi başkentliği yaptığı dönemde (744-750 II. Mervan zamanı) imar faaliyet­leri hızlanarak şehir mimari eserlerle donatılmıştır. Mervan, 10 milyon dirhem harcayarak Harran'a bir hükümdâr sarayı yaptırmış, Cami el-Firdevs'i (Cennet Camii-Ulu Cami) yeniletmiş ve su kanalları açarak tarımı geliştirmiştir. İmâdeddin Zengi'nin 1127 tarihinde Harran'ı almasından sonra, Zengi'nin oğlu Nureddin Mahmûd ve Selahaddin Eyyûbi zamanlarında şehirde medrese, hastane, çarşı, hamam gibi çok sayıda mimari eserin inşa edildiği, miladi 1175 depreminde zarar gören yapı­lar ile Ulu Cami'nin restorasyonunun yapıldığı yine çeşitli kaynaklarda kayıtlıdır.H. 580 (m. 1184) tarihlerinde Harran'a gelen seyyah İbni Cübeyr, Ulu Cami'den, şehrin surların­dan ve kalesinden detaylı bir biçimde bahsetmek­tedir. (Bkz. Ulu Cami). İbni Cübeyr bunlardan başka, Harran'ın camilerinin çok olduğunu söyleye­rek bunlardan Ebü'l-Berakat Hayat b. Abdülaziz Mescidi (Hayat el-Harrânî Camii) ve güneyindeki zaviyesinden, Seleme'nin mescidinden bahseder ve ayrıca eski bir mescidi ziyaret ettiğini söyler. Harran'da bir medrese (Üniversite) ve iki hastane­nin mevcut olduğunu anlatan İbni Cübeyr, şehrin çok düzenli kapalı çarşılarının bulunduğunu söyle­yerek bunları büyük yolları olan bir saraya benzetir. İbni Cübeyr, çarşılardaki her dört yol kavşağının taşla örülmüş büyük bir kubbe ile örtülü olduğunu ve bu kubbelerin sokakları ayıran bir nokta konu­munda bulunduğunu ve Ulu Caminin bu çarşılara bitişik olduğunu söyler.H. 640 (m. 1242) yılında (Eyyûbiler devri) Harran'a vergilerin teftişi için gönderilen tarihçi İzzeddin b. Şeddad şehrin son mamur zamanını görmüş ve bizlere Ulu Cami, kale ve surlar hak­kında önemli bilgiler aktarmıştır.İbni Şeddad, şehirde Hz. İbrahim (a.s.) adına bir mescidden ve O'nun otururken dayandığı söylenen bir kayadan ve diğer bir mescidden söz etmektedir. Yine İbni Şeddad'ın verdiği bilgilerden Harran'da Nureddin Mahmûd b. Zengi (ölümü 1174), Şemseddin Şukayr, Hacı Naam Hanım, Şemseddin Ebu Muhammed b. Selame b. el-Attar tarafından inşa ettirilmiş Hanbelilere ait dört medresenin, bi­rini Nureddin, diğerini Cemaleddin Şadbaht'ın yaptırdığı iki hanikâh'ın (tekke), Gökböri tarafından inşa edilen (1182 Eyyûbi devri) bir hastanenin mev­cut olduğunu öğrenmekteyiz. İbni Şeddad ayrıca; Balat Hamamı, Kilise Hamamı, Reis Hamamı, Şeyh Hamamı, Sebba Hamamı, Ali Hamamı, Veliyat Hamamı ile şehrin dışında Büyük Kapı (Halep Kapısı) önünde iki, Yezid Kapısı önünde Hacib Ali tarafından inşa ettirilen iki hamam olmak üzere Harran'da toplam 14 hamamın bulunduğunu söy­lemektedir.Onyedinci yüzyılın ortalarında (1650 yılları) Harran'ın harap haline yetişen ünlü seyyah Evliya Çelebi burasını, "Şehir harap, evler toprak olup ka­lesinde insanoğlu kalmamıştır. Ancak kargir cami­leri, han ve hamamları kalıp diğer harap evler içe­risinde çöl arapları kışlamaktadır" cümleleriyle an­latmaktadır.Günümüzde şehir surları içersinde kalan alan üzerinde adeta yerden fışkırır durumda yüzlerce mimari eserin temel kalıntıları görülebilmektedir. Bunların en önemlileri Ulu Cami'nin kuzey doğu­sunda yer alan ve Rice tarafından "Mervan Evi" ola­rak adlandırılan temel kalıntıları ile bunun kuzey doğusundaki cami ve kilise kalıntılarıdır. Ayrıca, eski fotoğraflardan yüzyılımızın başlarında kısmen ayakta olduğu anlaşılan "Küçük Cami"nin temel kalıntıları Rakka Kapısı yakınında bulunmaktadır.Harran KalesiŞehrin güney doğusunda yer alan İçkale, surla­rın o kesimdeki parçasını oluşturmaktadır.Hemen hemen bütün kaynaklar, kalenin yerinde bir Sabii mabedinin bulunduğundan söz etmekte­dirler. İslâm kaynaklarında kaleden ilk kez bahse­den el Mukaddesi (h. 4.-m. 10. asır) burasının Kudüs kalesi gibi taştan yapıldığını, güzel ve sağ­lam olduğunu söylemektedir.Emevi Halifesi II. Mervan'ın 10 milyon dirhem harcayarak Harran'da yaptırdığı bilinen sarayın kale olması ihtimali vardır.İbni Cübeyr, Harran kalesinden "Şehrin doğu­sunda boş bir arsa ile ayrılmış müstahkem bir kalesi vardır. Bu kalenin etrafına döşenmiş taşlarla yapıl­mış derin ve geniş bir hendek bulunur. Bu hendek şehrin suru ve kaleyi birbirinden ayırır. Hendeğin suru da çok sağlamdır" cümleleriyle bahsetmekte­dir.İbni Şeddad ise, şehrin doğusunda bulunan ka­leye eskiden El-Müdevver denildiğini, burasının Harran Sabiilerinin mabedlerinden biri olduğunu, 1192 başlarında kaleyi ağabeyi Selahaddin Eyyûbi'den devralan Melik el-Adil'in o tarihte ka­leyi yenilettiğini söylemektedir. (Melik Adil'in adı Halep kapısı üzerindeki 1192 tarihli kitabede geç­mektedir.)XVII. yüzyılın ortalarında Harran'ı ziyaret eden Evliya Çelebi Harran Kalesi için, "Urfa'dan güney tarafında 9 saat giderek Harran Kalesi'ne geldik. Burayı da Nemrud yapmıştır. Çöl içinde gayet sağ­lam bir kaledir. Beşgen şeklinde olup sanki usta elinden yeni çıkmış gibidir" demektedir.Düzensiz dikdörtgen planındaki Harran Kalesi'nin dört köşesinde onikigen birer kule bu­lunmaktadır. Bunlardan Kuzey batıdaki kule ta­mamen yıkılmıştır. Güney doğudaki kulenin dış kısmı yıkılmış olup iç kısmı ayaktadır. Güney batı­daki ve kuzey doğudaki kuleler ise kısmen ayakta­dır.Harran Kalesi ile ilgili en detaylı incelemeyi Lloyd ve Brice yapmıştır. Kalenin rölöve ve ke­sitlerini çizerek 1951 yılında yayınlayan bu iki araş­tırmacıya göre 90x130 m. boyutlarındaki kale üç katlı olup, bazıları tonozlu 150 odaya sahiptir. Her iki araştırmacıya göre; kale İslâm öncesi, İslâmi de­virler ve güneybatı kulesinin arkasındaki süslü bir geçit dolayısiyle el-Melik el-Adil zamanı (1192) ol­mak üzere üç dönemde inşa edilmiş olmalıdır. Melik el-Adil dönemi olarak tarihlenen bölüm, ka­lenin batı kesiminde olup burada beşik tonuzlu bü­yük bir mescid, bir galeri ve çeşme olduğu tahmin edilen zikzak kemerli ve köşe sütunçeli bir niş bu­lunmaktadır.1951 yılı kazılarında, kalenin doğuya bakan cep­hesinin güney kesiminde bazalt taşından yapılmış at nalı kemerli bir kapı ortaya çıkartılmıştır. Bu ka­zıda bulunan ve kapıya ait olan kitabe parçalarında Nûmeyrilerin üçüncü hükümdârı Meni'in (Kav-vam) adı ve h. 451 (m.1059) tarihi geçmektedir. Rice, bu kitabeyi kalenin ikinci devre inşaatına bağ­lamaktadır. Kapının her iki yanında, başlarını ar­kaya çevirmiş vaziyette, tasmaları zincirli birer çift köpek kabartması bulunmaktadır. Rice, yıkılmış olan bu kapının restitüsyonunu yayınlamıştır.Rice, kalenin güney cephesinin batı kesimindeki duvarda yer alan Memluk stilindeki tarihsiz kitabe şeridinin h. 715 (m. 1315) yılında Malatya üzerine ordu gönderen el-Nasır'a ait olduğunu söylemekte­dir.1951 yılında kale içersinde yapılan kazılarda, İslâmi döneme ait 90 küsur parça nadide madeni kap (havan, sini, kazan) bulunmuştur. O tarihlerde Urfa'da müze olmadığı için bu eserler Ankara Etnoğrafya Müzesi'ne gönderilmiştir. Son yıllarda Harran Kazıları Başkanı Dr. Nurettin Yardımcı'nın girişimleriyle bu eserlerin bir kısmı Urfa Müzesi'ne geri getirilmiştir. Tavanları çökmüş, içerisi toprakla dolmuş çok sayıdaki oda ve koridor, yapılacak kazı­larla temizlendiği takdirde, daha birçok eser ve bel­genin gün ışığına çıkarılacağı muhakkak olduğu belirtiliyor.

Urfa Türküleri Cdsi Çıktı

81 ilin türkülerinin yer aldığı albümün 63üncüsü Türkülerle Türkiye şanlıurfa Cdsi piyasaya çıktı.

UrfaHA-Tarihi dokusu, rengarenk kıyafetler içindeki alımlı kızları, sıcacık misafirperverliği ve insanı saran manevi havasıyla mübarek bir şehir Şanlıurfa. Binlerce yıllık tarihe, çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış derin bir kültür ve folklorik zenginliğe sahip, buram buram tarih kokan sıcacık bir şehir. Bu sıcaklığın nedeni, iklimi kadar insanlarının misafirperverliği de... Şanlıurfa’da nerede olursanız olun Harran’ın uçsuz bucaksız yeşilliği ve şehrin tarihi dokusuyla kuşatılıyorsunuz. Gündüzleri Hazreti İbrahim’in ateşe atıldığı ‘Balıklı Göl’de dilekler tutan insanlar, geceleri Urfa türkülerinin yankılandığı ‘Sıra Geceleri’nde eğleniyorlar…
Kebap kokusunun Fırat’ın sesiyle raks ettiği Şanlıurfa, sokakları, esnafı, kadınları, ihtiyarları ile rengarenk bir şehir. Bu renk cümbüşünün, bu görsel ziyafetin Ortadoğu kültürünün vazgeçilmez bir öğesi olduğu daha ilk bakışta anlaşılıyor. Yöre insanı, sıcak olduğu kadar ileri görüşlü ve anlayışlı da... Gözlerindeki sürmeden başka hiçbir süsü olmayan, duru güzellikleri ile baş döndüren, allı pullu yöre kıyafetleri içindeki güzel kadınlar, şehrin içinde gezdikleri her mekana güzellik katıyor...
Şanlıurfa’nın tarihi ilçesi Harran, dünyanın ilk üniversitesinin kurulduğu yer. Üniversitenin yanı sıra, insanların dilek tutup ziyaret ettiği Balıklı Göl de çok eski bir geçmişe sahip... Rivayete göre, binlerce yıl önce Hazreti İbrahim, Balıklı Göl’de yakılmak istenmiş. Bir sürü odun üst üste yığılıp çok büyük bir ateş yakılmış ve İbrahim Peygamber ateşe atıldığı sırada alevler suya, odunlar da balığa dönüşmüş. Milattan önce 1000’li yıllarda geçtiği söylenen bu olaydan beri Balıklı Göl, derdine deva, hastalığına şifa arayanların umut kapısı. Yöre halkının yanı sıra çok sayıda yerli ve yabancı turist de burada Nasreddin Hoca misali ‘Ya tutarsa’ deyip dilek tutuyor, kutsal balıklara yem atıyor...
Binlerce yıllık tarihsel geçmişi olan, sayısız medeniyete ev sahipliği yapan bu şehrin folklorik zenginliğinde müziğin yeri, yadsınamayacak kadar önemli... Şanlıurfa’nın tarihinde müziğin geçmişi, milattan önceki dönemlere kadar uzanmakta. Yerleşim merkezi olarak 8000 yıllık bir tarihe sahip olan Şanlıurfa, müzik tarihi yönünden de aynı tarihlere kadar uzanan bir seyir takip etmektedir. Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesi Kantara Köyü’nde yapılan Nevalaçori kazılarında bulunan bir kaya parçasında, milattan önce 7 bin tarihine, yani Neolitik çağ-Cilalı Taş Devri’ne ait bir kap parçası üzerinde dans eden bir sahne görüntüsüne rastlanmıştır. Yine, Titriş kazılarından elde edilen, Milattan önce 3 ila 5 bin yıllarına yani “İlk Tunç Çağı”na ait kireç taşından yapılmış, keman tipi, stilize edilmiş bir insan figürü bulunmuştur.
Şanlıurfa halk müziğinde sözü edilecek kişiliklerden ilki, Miladi 168-222 yılları arasında yaşamış olan Bar Daişan’dır. Kaynaklardan, Bar Daişan’ın eğitim almak için Suruç’la Halep arasında bulunan Membiç şehrine geldiği anlaşılmaktadır. Bar Daişan, Süryanice Mabboğ adıyla tanınan bu şehirdeki, Hıristiyanlık öncesi din ve kültür merkezlerinden birinde yaptığı bilinmektedir. Bar Daişan, Süryani dilinde çok güzel mersiyeler yazıp besteleyerek, dönemin kiliselerinde dini ayin ve müziği birlikte kullanan ilk fikir ve sanat adamı olmuştur.
Miladi 789-857 yılları arasında yaşayan Zeriyab, bu bölgede yetişmiş önemli müzisyenlerden biridir. Uzun yıllar Şanlıurfa’da yaşayan Zeriyab, İspanya’nın Kordoba şehrinde Halife Abdurrahman'ın sarayına baş müzisyen olarak kabul edilmiştir. Zeriyab’ın Kordoba’da kurduğu konservatuar, Endülüs müziğinin temelini atmış, Arap ve İspanyol müziğini de etkilemiştir. Zeriyab’dan sonra İbrahim İbn Al-Mahedi, onun oğlu İshak Al-Mevsili ve torunu Hammad, Doğudan gelen müzik sanatını Arap ve İspanyol ülkelerinde ilerletmişlerdir. Şanlıurfa, 7.yüzyılın ortalarında halife Hazreti Ömer döneminde Araplar tarafından fethedilmiştir. Bu fetihle birlikte İslamiyet, Şanlıurfa müziğini etkilemeye başlamış, bugünkü müzik kültürünün ilk kıvılcımları olan “Dini Müzik”e kaynaklık etmiştir. Bu dönemi takip eden zaman içinde Şanlıurfa, Büyük Selçuklu İmparatorluğu sultanı Melikşah tarafından 1087’de fethedilmiştir. Selçuklu döneminde Türkler, müziğe Doğu’dan esinlenen yeni bir tavır ve nefes getirmiş, günümüzün halk ve sanat müziğinin temel taşlarını oluşturmuşlardır.
10.yüzyılda, “Urfalı” veya “Urfa’ya ait” anlamında, ince ve hazin bir le yapılan ayinleri ifade eden “Rehavi” makamı ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Şanlıurfa’da “Urfa” makamı adıyla özgün bir makam da ortaya çıkmıştır. Mahalli bir makam olan “Kılıçlı Makamı”, “Rehavi” ve “Urfa” makamının Şanlıurfa’da doğmuş olması, tarih boyunca Şanlıurfa’da müzik kültürünün ne kadar önemli olduğunu göstermektedir... Tarihler 15. Yüzyılı gösterinceye kadar pek fazla gelişme gösteremeyen Şanlıurfa müziği, 1517’de şehrin Osmanlılar tarafından fethedilişinden sonra tekrar gelişmeye başlamıştır. 18.ve 19. yüzyılda, Osmanlı sarayında yetişmiş birçok müzisyenin Urfa’ya sürgün edilmesi , Şanlıurfa müziğine en parlak günlerini yaşatmıştır... Urfa musikisi, 20.yüzyılın başlarına gelindiğinde, bitmek tükenmek bilmeyen savaşların da etkisiyle duraklama dönemine girmiş, ancak bu duraklama uzun sürmemiş, Cumhuriyet’le birlikte tekrar eski canlılığını kazanmıştır
Urfa musikisinde müzik ve makam geleneği çok önemli bir yer tutmaktadır. Şanlıurfalı için müzik, vazgeçilmesi mümkün olmayan bir ihtiyaç, bir yaşam tarzıdır adeta. Şanlıurfalı, düğün, kına ve Asbap Geceleri’nde, bayramlarında, Sıra Geceleri’nde, cenazesinde, taziyelerinde, kısaca yaşamının her döneminde, müziği baş tacı etmektedir. Kentte, kazancı, keçeci, kalaycı gibi her esnafın kendine özgü bir hoyrat söyleyiş tarzı vardır. Yedisinden yetmişine hemen hemen her Şanlıurfalı, müzik toplantılarına katılarak türkü, şarkı, gazel ve hoyrat söyleyebilir. Şanlıurfalının müzik yaşamı, geçmişin kesin çizgilerini taşıyan, kalıcı, sanatkarlık isteyen bir yapıya sahiptir. Bu yapının temel taşı ise, sistemli müzik icrası demek olan “makam geleneği”dir. Bu gelenek o kadar önemlidir ki, bir sanatçının değeri, makam bilmesi ve bildiği makamı layıkıyla icra edebilmesi ile ölçülür.
Ezgiler, çoğu zaman türkünün sözlerinden daha etkiyici, daha akılda kalıcı özellikler taşır. Bu nedenle de, bir türkünün halkın beğenisini kazanmasında beste, çok önemli rol oynar. Türkü, duygu ve düşünce yönünden halkı ne kadar ilgilendirirse, o kadar sevilir, ağızdan ağza dolaşmaya başlar. Halk, türkünün bestekarının izlerini zamanla siler, türküyü daha bir güzelleştirir, değişikliklere uğratır. Böylece türkü, halkın malı yani anonim olarak, yaşama gücünü artırmış olur. Anadolu’da türkü yakanların büyük çoğunluğu, halk şiiri ve müziğiyle dolu, çok geniş bir türkü hafızası olan, güzel li kimselerdir. Bu sanatkar kişiler, bir olayı, duyguyu, bizzat yaşamış veya en ince ayrıntısına kadar ruhunun derinliklerinde hissetmiş, hafızasındaki şiir ve ezgiler yardımıyla bestelemiş, türkü haline getirmişlerdir...
Yöre türkülerine sanatsal açıdan bakıldığında, diğer yörelerden farklı olarak, sanat kurallarına daha bağlı oldukları görülür. Klasik Türk Müziği’ndeki bir çok makamın, Şanlıurfa musikisinde de olması, buna çok güzel bir örnektir. Urfa musikisinde hemen hemen her türkünün bir makamı vardır ve türkü, bu makamın seyri içinde lendirilir. Müzik meclislerinde bulunup da kendisinde türkü söyleme yeteneği olan bir Şanlıurfalının, o an içinde bulunduğu ruh haliyle, herhangi bir makam geçilirken, aynı makamda doğaçlama yeni bir türküyü dile getirdiği de görülür. Meşhur “Çay içinde adalar” türküsü de böyle bir ortamda doğmuştur.
Müzik, Şanlıurfalının en önemli hayat bağlarından biridir. Bu nedenle de kafası, ruhu, gönlü müzik aşkı ile doludur. Yöre insanı, ifade etmekte zorlandığı bütün duygularını, coşkusunu, sevincini, kederini, yasını, türkülere dökmüş, dertlerine dermanı türkülerde aramıştır; Şanlıurfa’da türküler ve uzun havalar, çeşitli yer ve zamanlarda söylene, söylene halkın günlük yaşantısına girmiştir. Halk yaşantısının her anında türkü ve uzun hava vardır denilebilir. Türküler ve uzun havalar, çeşitli arkadaş toplantılarında, düğün, kına gecesi gibi törenlerde söylenir. Şanlıurfa’da eskiden gelini ayağıyla veya atla müzik grubu eşliğinde getirirlerdi. Bu getirme esnasında her sokak başında bir fasıl yapılır, hoyrat okuyucuları köşe başlarında birer hoyrat okuyarak düğün alayını şenlendirirlerdi. Yine avlulu evlerde yapılan mahalli düğünlerde özellikle “Dörtlü Değnek Oyunu”nun bir bölümünde oyuncular oyunu durdurur ve en güzel hoyrat okuyanın başına mendil koyar, hoyratçı zurna eşliğinde en yanık hoyratını okurlardı. O esnada evin damından erkek düğününü seyreden kadınlar zılgıt çalarak karşılık verirler, böylece düğün daha bir şenlenir, oyuncular daha bir coşkuyla oyunlarını bitirirlerdi... Günümüzde de, Şanlıurfa’nın bu güzel, eğlenceli düğünlerine rastlamak mümkündür. Şanlıurfalıların türkü okuma merakı, el sanatları ile uğraşan zanaatkarlar arasında da çok yaygındır. Çulhacı, Dabbağ yani derici, Tenekeci, Kazancı gibi meslekleri icra edenler, hem çalışır, hem de bir yandan türküler, hoyratlar mırıldanırlar. Simitçi bile kafasındaki simit tezgahına aldırmadan türküsünü söyler. Bahçeci, bahçesini çapalarken bir yanık türkü ve hoyrat söylemeden edemez. Havasından mı, suyundan mı, yoksa binlerce yıllık yemek kültürü, özellikle de çiğ köfteden midir bilinmez, her zaman çok güzel e sahip olmuştur Urfalılar... Ama bilinen bir şey var ki, Şanlıurfa müzik kültürünün bu kadar köklü oluşunda, “Sıra Gecesi, Dağ Yatıları, Asbap Geceleri gibi ortamların varlığı, müziğe ve müzisyenlere değer verilmesinin etkisi büyüktür. Bildiğiniz gibi birbirine coğrafi açıdan yakın olan toplumlarda, örf, adet, gelenek, folklor gibi kültürel değerlerin etkileşim içinde oldukları görülür. Bu yönüyle Şanlıurfa halk müziği de, Elazığ, Diyarbakır, Kerkük ve Halep türküleriyle makam ve ezgi zenginliği açısından sürekli bir etkileşim içerisinde olmuştur. Arap dünyasında en yaygın kullanılan makamın “Urfa Divan Makamı” olması, “Şark Bülbülü” sıfatıyla bilinen Diyarbakırlı sanatçı Celal Güzel’in bir çok Şanlıurfa türküsünü okuması, bu etkileşimin en güzel örnekleridir. Şanlıurfa’da müzik kültürünün doğuşundan bugüne kadar yüzlerce müzisyen yetişmiş ve Şanlıurfa’nın müzik kültürünü geçmişten günümüze taşımışlardır. Günümüzde de bu kültürü yaşatıp, gelecek kuşaklara aktaracak yüzlerce gönüllü bulunmaktadır. Müzik geleneğinin çok yaygın olduğu ve bir çok kişinin amatör veya profesyonel olarak müzikle uğraştığı Şanlıurfa’da yetişip meşhur olmuş sanatçılar arasında kimler yok ki?.. Araştırmacı ve kaynak kişi Tenekeci Mahmut Güzelgöz, sanatçısı İbrahim Tatlı, Osman Bengisu, Kazancı Bedih Yoluk ilk akla gelenler... Ve tabi ki isimlerini burada sayamadığımız yüzlerce emektar sanatçılar...

Turizm Hareketlendi



Turizm Hareketlendi,


26 Nisan 2009 Pazar Saat 13:02
Ziyaretçiler; Eyüp Peygamber Makamını ve birçok tarihi mekânı gezme fırsatı buldu. burada dualar etti. İnanç ve turizm şehri olan Şanlıurfa havaların ısınmasıyla çevre illerden gelen turistlerin akınına uğruyor. Ziyaretçiler; Eyüp Peygamber Makamını ve birçok tarihi mekânı gezme fırsatı buldu. burada dualar etti. Genellikle çevre illerden gelen vatandaşlar; tarihi mekânları gezdiler. Balıkılgöl’de balıklara yem atarak dilek tuttular. Yöresel kıyafet giyerek hatıra fotoğraf çektirdiler. Ziyaretçiler Şanlıurfa’nın güzel bir şehir olduğunu ve manevi havasından etkilendiklerini belirttiler.Şehrin temiz ve güzelleşmesinden dolayı ise yetkililere teşekkür ettiler. Ziyaretçiler ise ilk uğrak yerleri Balıklıgöl oluyor. Arkeolojik kazılardan elde edilen buluntular, şehir merkezindeki Balıklıgöl civarının günümüz­den 11.000 yıl önce Neolitik Çağ insanları tarafın­dan iskan edildiğini kanıtlandı. . Bu çağ, Anadolu'da mimarlık sanatının başlangıcı sayıl­ıyor. Mimarlık tarihi bu kadar eskilere dayanan Şanlıurfa, günümüzde de mimari eserlerinin zen­ginliği bakımından Anadolu'nun önde gelen illeri arasında yer almakta ve bu özelliğinden dolayı "Müze Şehir" adıyla tanınıyor. (UrfaHA) UrfaHA

25 Nisan 2009 Cumartesi

"Sanatın Elçileri" sergisi açılıyor

Şanlıurfa'nın önde gelen yerel gazetelerinden Sembol Gazetesi'nin 2. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında düzenlenen 'Sanatın Elçileri' adlı fotoğraf ve resim sergisi açılıyor.

Fotoğraf Sanatçısı A. Rezzak Elçi'nin karma fotoğrafları ile Ressam Adile Elçi'nin resimlerinin yer alacağı serginin, 27 Mayıs Pazartesi günü saat 18.00'de Belediye Sergi Salonu'nda açılacağı bildirildi. 2 Mayıs'a kadar açık olacak sergide; Fotoğraf Sanatçısı A. Rezzak Elçi'nin karma fotoğrafları ile Ressam Adile Elçi'nin resimlerinin yer alacağı belirtildi.
Sembol Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ahmet Akarslan, gazetelerinin kuruluşunun 2. yıldönümünü coşku ile kutladıklarını belirterek, tüm Şanlıurfa halkını 'Sanatın Elçileri' adlı fotoğraf ve resim sergisine davet etti.

(İHA)

Kadınların Elektrik Kesintileri İsyanı


Siverek, Akçakale ve Suruç ilçelerine bağlı köylerde elektrik voltajının düşüklüğünden dolayı elektronik eşyalar arıza yapıyor.
Elektrik voltajlarının düzensizliğinden dolayı yanan beyaz eşyalarını evde süs eşyası olarak kullandıklarını belirten Oymaklı Köyü sakinleri, "Elektriklerin voltaj düşüklüğü nedeniyle ve sık sık kesilen elektrik yüzünden elektronik eşyalarımız arızalanıyor. Köydeki vatandaşların bütün beyaz eşyaları kullanılmaz halde. Voltaj düşüklüğü yüzünden bir çok elektronik eşyalarımız yandı. Elektrikler aniden gidiyor ve yüksek voltajla gelince elektronik eşyalardaki arızalar kaçınılmaz oluyor. Şimdi beyaz eşyalarımız evimizin bir köşesinde süs eşyası gibi duruyor" dediler.
(İHA)

TOKİ Siverek ve Viranşehir'de Hastane Yapacak


Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), bu yıl Siverek ve Viranşehir'de 200 yataklı hastane yaptıracak
Son 6 yılda 352 bin konut üreterek ulaşılması zor bir rekora imza atan Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), 2009 yılında eğitim ve sağlık alanında yeni yatırımlara hazırlanıyor.
Türkiye'ye şimdiye kadar 459 okul, 74 sağlık ocağı ve 41 hastane kazandıran TOKİ, inşaatı devam eden yatırımları 2009 yılı içerisinde tamamlamayı planlıyor. Bu yıl içerisinde 29 yeni hastanenin temelini atacak olan TOKİ, inşaatı devam eden 217 okulu da tamamlayarak hizmete sokacak. Son 6 yılda yapılan çalışmalar sonucunda ülkeye 13 bin 382 derslikli 459 okul ile bu okullardan 50'sine spor salonu ve 27'sine de kütüphane kazandırıldı. Genelde kendi ürettiği toplu konut alanlarında yaşayan vatandaşlar için okul yapan TOKİ, Milli Eğitim Bakanlığı'nın talebi üzerine eski ve sağlıksız okulları yıkarak yerine yenilerini inşa ederken, okul ihtiyacı bulunan mahallelere de yeni okullar yapıyor. Milli Eğitim Bakanlığı'na 5 bin 60 derslikli 160 ilköğretim okulu, bin 252 derslikli 35 lise ile 140 derslikli 35 anaokulunu yaparak teslim eden TOKİ, 3 bin 959 derslikli 119 ilköğretim okulu, 2 bin 534 derslikli 76 lise ile 92 derslikli 23 anaokulunun inşaatını sürdürüyor.

TOKİ, HASTANELERDEKİ YATAK SAYISINI YÜZDE 10 ARTIRDI
TOKİ tarafından son 6 yılda yapılan hastaneler sayesinde Türkiye'deki yatak kapasitesi yüzde 10 oranında arttı. Türkiye'nin değişik bölgelerine yapılacak 29 hastanenin de tamamlanmasıyla bu katkı yüzde 18'e yükselecek. Yapımı tamamlanan ve inşaatı yakında bitecek 41 hastanenin yatak kapasitesi 8 bin 541, yeni yapılacak hastanelerin yatak kapasitesi ise 4 bin 363 olarak açıklandı. TOKİ tarafından yapılan hastanelerle birlikte Sağlık Bakanlığı'nın 120 bin olan yatak kapasitesi yüzde 10 artmış olacak. 537 yataklı Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 544 yataklı İstanbul-Halkalı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 400 yatak kapasiteli Adana, Afyonkarahisar, Sakarya, Samsun, Trabzon ve Van-Edremit Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile 300 yataklı Tekirdağ-Çorlu, Kırşehir ve Nevşehir Hastaneleri sadece bulundukları illere değil çevre illere de sağlık hizmeti sunacak kapasiteye sahip. Söz konusu hastanelerin dışında Adapazarı Korucuk 250 Yataklı Devlet Hastanesi, Adana-Seyhan Karalarbucağı 112 İl Ambulans Servisi binası inşaatı, Trabzon-Of Taşhan sağlık tesisi ve lojman, Osmaniye-Kadirli 150 yataklı hastane de bölge insanına hizmet sunacak.

İNŞAATI DEVAM EDEN HASTANELER
TOKİ tarafından inşaatı sürdürülen ve bu yıl içerisinde tamamlanacak olan hastaneler ise şunlar:
"Samsun 200 yataklı ruh sağlığı hastanesi, Adıyaman-Kahta 150 yataklı devlet hastanesi, Ağrı-Patnos 150 yataklı devlet hastanesi, Ağrı-Doğubeyazıt 150 yataklı devlet hastanesi, Ardahan-Merkez 150 yataklı hastane, Aydın-Merkez 150 yataklı kadın doğum ve çocuk hastanesi, Batman-Kozluk 50 yataklı devlet hastanesi, Bingöl-Solhan 50 yataklı hastane, Bingöl-Karlıova 50 yataklı hastane, Bitlis-Merkez 150 yataklı ek hastane, Çanakkale-Ezine 100 yataklı devlet hastanesi, Diyarbakır-Ergani 150 yataklı devlet hastanesi, İzmir-Tire Yenimahalle Maltepe 200 yataklı hastane, Konya-Cihanbeyli 75 yataklı hastane, Mardin-Kızıltepe 200 yataklı hastane, Mardin-Midyat 150 yataklı devlet hastanesi, Mersin-Erdemli 150 yataklı devlet hastanesi, Mersin-Silifke 200 yataklı devlet hastanesi, Muş-Bulanık 100 yataklı devlet hastanesi, Osmaniye-Düziçi 50 yataklı devlet hastanesi, Rize 250 yataklı devlet hastanesi, Rize-Pazar Hamidiye 150 yataklı hastane, Siirt-Kurtalan 100 yataklı devlet hastanesi, Trabzon-Akçaabat 200 yataklı hastane ile Tunceli-Merkez 150 yataklı hastane."

2009'DA YAPIMINA BAŞLANACAK HASTANELER
TOKİ, yeni projelere de imza atıyor. Yakın zamanda yapımına başlanacak hastaneler ise şöyle:
"Niğde 300 yataklı hastane, Uşak 400 yataklı devlet hastanesi, Kars-Sarıkamış 50 yataklı hastane, Ordu-Ünye 300 yataklı devlet hastanesi, Bursa-Orhaneli 50 yataklı devlet hastanesi, Diyarbakır-Bismil Tepeköy 20 yataklı devlet hastanesi, Karaman 300 yataklı devlet hastanesi, Manisa-Alaşehir 200 yataklı devlet hastanesi, Adıyaman-Kahta 400 yataklı devlet hastanesi, Antalya-Kaş Gökçeören köyü 50 yataklı devlet hastanesi, Adana 118 yataklı devlet hastanesi, Afyonkarahisar-Çay 50 yataklı hastane, Afyon-Şuhut 50 yataklı hastane, Antalya-Kemer 50 yataklı hastane, Antalya-Korkuteli 100 yataklı hastane, Ardahan-Göle 100 yataklı devlet hastanesi, Bingöl-Adaklı entegre hastane, Denizli-Acıpayam 100 yataklı devlet hastanesi, Gaziantep-İslahiye 100 yataklı devlet hastanesi, Giresun-Şebihkarahisar 75 yataklı devlet hastanesi, Karabük-merkez 300 yataklı devlet hastanesi, Konya-Bozkır 50 yataklı devlet hastanesi, Malatya-hastane, Manisa-Turgutlu 300 yataklı hastane, Şanlıurfa-Siverek 200 yataklı devlet hastanesi, Şanlıurfa-Viranşehir 200 yataklı devlet hastanesi, Trabzon-merkez Yavuz Selim Kemik Hastalıkları ve Rehabilitasyon Hastanesi ek binası ile Trabzon-Yomra Kaşüstü 200 yataklı akıl ve ruh sağlığı hastanesi."
Sağlık tesisleri konusunda ülke ihtiyaçlarını dikkate alan TOKİ, yaptığı hastanelerin yanı sıra 74 ayrı sağlık ocağı inşa etti. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması için gerekli olan tesis açığını dikkate alan TOKİ, yeni projelerle sağlık ocağı sayısını ikiye katlamayı hedefliyor. İlgili bakanlıklarla 'arsa karşılığı okul' ve 'arsa karşılığı hastane' anlaşması yapan TOKİ, bakanlıkların elindeki arsaları imara açarak toplu konut alanlarına kazandırıyor.
(İHA)

Şanlıurfa Belediyesinden Öğrenim Bursu Açıklaması



Şanlıurfa Belediyesi, kendi Internet sitelerinde yayınladıkları duyuru ile yüksek öğrenim öğrencilerine verdikleri bursların kesilme nedenini açıkladı.

Belediye'nin resmi web sitesinde yer alan duyuruda; "Belediyemiz her yıl üniversite öğrencilerine vermiş olduğu bursları bu yıl da vermeye başladı. Ancak aşağıda belirtilen dava dosyasından dolayı vermiş olduğumuz bursları durdurmak zorunda kaldık. Söz konusu dava bizim belediyemiz ile ilgili olmayıp Türkiye'deki tüm belediyeleri bağlayan bir davadır. TBMM 'de 141 milletvekilinin açmış olduğu ve Anayasa Mahkemesi'nin de bunu kabul ettiği bir davadır. Biz belediye olarak bu kararın yüz binlerce üniversite öğrencilerini mağdur ettiğini düşünüyoruz. Söz konusu dava aşağıdadır" denildi.
10 Mart 2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan kararları da duyuran Şanlıurfa Belediyesi, davanın karar sonucunda belediyelerin üniversitelere burs vermeyeceğini duyurdu.
(İHA)

24 Nisan 2009 Cuma

Levent Kırca Şanlıurfa'da


Levent Kırca Şanlıurfa'da

23 Nisan 2009 Perşembe

Ünlü tiyatro oyuncusu Levent Kırca, "Bir Başkadır Benim Memleketim" adlı müzikal komedi oyunla Şanlıurfalılarla buluşacak.

Oyun 29 Nisan Çarşamba günü bulunan Belediye Konferans Salonu’nda sahnelenecek. 29 Mart 2009 Çarşamba günü saat 19:30’da bulunan Belediye Konferans Salonu’nda sahnelenecek oyuna yaklaşık 2 saat sürecek. Şanlıurfa’da sosyal etkinlikler konusunda eksiklik olduğunu dile getiren Organizatör Murat Paydaş bu konuda üzerlerine düşen her türlü görevi yerine getireceklerini söyleyerek bu kapsamda Yılmaz Erdoğan’ın yönettiği “Çok Güzel Hareketler Bunlar” adlı gösterinin de Mayıs ayında Şanlıurfa’da sahnelenmesine yönelik girişimlerde bulunduklarını kesin tarihin ilerleyen günlerde duyurulacağını açıkladı.
Bu yazı toplam 289 defa okundu.

125 Yıllık Tarihi Camiye Bakım Onarım Yapılıyor


Viranşehir ilçesinde bulunan 125 yıllık tarihi Tekke Camii onarıma alındı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından Camileri Koruma Kurulunca, koruma altına alınan 125 yıllık tarihi cami, restore edilmeye başlandı. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ihalesi yapılan camide onarım çalışmalarına başlanıldı.
Caminin onarılması ile ilgili bir açıklama yapan cami imamı Mehmet Ülgen, Tekke Mahallesi'nde İbrahim Paşa'nın eşi tarafından inşa edilen caminin onarılmaya ihtiyacı olduğunu belirtti. Caminin onarılma alındığından dolayı mahalle sakinleri başka camilere yönelmesiyle diğer camilerde Cuma namazlarında yer bulmanın mümkün olmadığını söyleyen Ülgen, caminin yaklaşık 2 aydır kullanılmadığını ve yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını kaydederek, "Bakımsız kaldığı için hızla zarar görmeye başlamıştı. Yağmurun etkisiyle yıllar içinde zarar görmesi nedeniyle caminin restore edilmesi Vakıflar Genel Müdürlüğü nezdinde gerekli yazışmaları yaptık. Girişimlerimiz sonucunda cami, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nce ihale edilerek, orijinal haline uygun olarak restore edilmeye başlandı" dedi.
Ülgen, caminin onarılmasında 396 bin TL masraf yapılacağını sözlerine ekledi. Gerekli onarım ve tadilat işlemlerinin ardından tarihi caminin tekrar hizmete açılacağı bildirildi.
(İHA)

Viranşehir'de yoksullara nakit yardımı


Viranşehir Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) ihtiyaç sahibi kişilere nakit para yardımında bulundu.
Sosyal Riski Azaltma Projesi Şartlı Nakit Transferi kapsamında dağıtılan 20 ila 40 TL arasındaki eğitim yardımı Viranşehir ilçesinde devam ediyor. Öğrenci yardımı almak için Viranşehir PTT Şubesine sabahın erken saatlerinden itibaren gelen kadınlar, uzun kuyruklar oluşturdu. Şube kapılarının birden açılmasıyla içeriye girmek için itişmeye başlayan kadınlar, izdihama neden oldu. Bir hafta gecikmeli olarak PTT Şubesi ve Ziraat Bankası tarafından dağıtılan öğrenci yardımı sırasında izdiham yaşandı. Viranşehir ilçesinde 12 bin ihtiyaç sahibi aileye 1 milyon 300 bin TL dağıtılacağı açıklandı. Bu miktarın bölgede rekor olduğu kaydedildi.
(İHA)


Şanlıurfa Nisan Yağmuru Bereketi


Şanlıurfalı çiftçiler, bol yağış alan Şanlıurfa ovasında ekili ve dikili alanlarda görülen hızlı yeşermenin, bolluk ve bereketin habercisi olduğunu söylediler.
Türkiye genelinde il bazında kuraklık ihbarları yoğunlaşmasına karşın, nisan ayı ortası itibariyle ülke genelindeki yağışların normalin ve geçen yılın üzerinde gerçekleştiği belirtildi.
Şanlıurfalı çiftçiler, bol yağış alan Şanlıurfa ovasında ekili ve dikili alanlarda görülen hızlı yeşermenin, bolluk ve bereketin habercisi olduğunu söylediler. Çiftçiler ve esnafların ciddi kuraklıktan etkilendiğini belirten yetkililer ise, "İnşallah yağışların ardından çiftçilerimizin beklediği ürün artışı olur. Özellikle Şubat ve mart aylarında bol yağışla gelen canlanma ekili ve dikili alanlara olumlu etki etti. Nisan ayında da sık sık yağmur yağması bu canlılığın ürünlere yansımasıdır" dedi.
Son 2 yıldır Şanlıurfa'da yaşanan ciddi kuraklık sebebi ile tarladan ürün kaldıramayan çiftçinin, ekonomik krizle birlikte ciddi mali sıkıntılar içine girdiğini belirten Ziraat Odası Başkanlığı yetkilileri, "Bütün umudumuz Allah'ın rahmetinin üzerimize devam etmesidir. Çiftçinin umudu her zaman bu yöndedir. Şu ana kadar gelişmeler çok iyi. Dileriz bundan sonra da inşallah bol yağış olur. Nisan yağmuru ekinlere adeta ilaç gibi geldi" dedi.
(İHA)


Tarihe Yolculuk Turları Başlıyor


Şanlıurfa Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından başlatılan ücretsiz 'Tarihe Yolculuk Turları'nın bu yıl da devam edeceği bildirildi.
Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba tarafından, halkın kendi tarihi, kültürel ve turistik değerlerini görmeleri ve tanımaları amacıyla başlatılan, 'Tarihe Yolculuk Turları'nın bu yılki ilk turu, 25 Nisan Cumartesi günü başlıyor. Harran, Bazda Mağaraları, Hanel Barur, Şuayb Şehri, Soğmatar Ören Yerleri'ne Şanlıurfa Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından ücretsiz olarak düzenlenecek olan turlara her yıl vatandaşlar yoğun ilgi gösteriyor. 25 Nisan - 27 Haziran 2009 tarihleri arasında her hafta sonu Cumartesi günü yapılacak olan turlara katılmak isteyen vatandaşların Şanlıurfa Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğüne müracaat etmeleri gerektiği belirtildi.
Şanlıurfa'nın bulunduğu coğrafyada mihenk taşı konumunda bir il olduğunu hatırlatan Sosyal İşlerden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Fevzi Yücetepe, tüm halkı ücretsiz düzenledikleri turlara katılmaya davet etti. Yücetepe, "İlimizin ve Harran'ın dünya tarihi ve kültürel mirası bakımından büyük önem taşıyan yerlerini kendi halkımıza anlatmayı biz kendimize görev olarak biliyoruz. Bu çerçevede tarihin gelecek nesillere aktarılması amacıyla, belediye olarak yaz aylarında Harran, Bazda Mağaraları, Han-el Ba'rur, Şuayb Şehri, Soğmatar ve Ören Yerlerine ücretsiz olarak 'Tarihe Yolculuk Turları' düzenliyoruz. Halkımızın düzenlemiş olduğumuz turlara büyük ilgi göstermesi bizleri memnun etmektedir" dedi.
(İHA)


Şanlıurfa DTP 23 Nisan'ı Protesto Etti


Şanlıurfa'da Demokratik Toplum Partisi (DTP) üyeleri, bu yıl ki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinliklerine katılmadı.
DTP İl binası önünde yapılan basın açıklaması sırasında tutuklu bulunan 51 DTP'lilerin isimleri afiş halinde parti binası önüne asıldı. Partililer uzun süre asılan afiş önünde arkadaşların isimlerine baktı. Basın açıklamasına DTP Şanlıurfa İl Başkanı İbrahim Ayhan, Suruç Belediye Başkanı Ethem Şahin, Viranşehir Belediye Başkanı Leyla Güven, Ceylanpınar Belediye Başkanı İsmail Arslan, Halfeti ilçesine bağlı Yukarı Göklü Belde Belediye Başkanı Bazo Yılmaz, Suruç İlçesine bağlı Onbirnisan Belde Belediye Başkanı İ.Halil Parıldar ile 70 Belediye Meclis Üyesi ve 13 İl Genel Meclis Üyesi katıldı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı bu yıl protesto ettiklerini belirten Viranşehir Belediye Başkanı Leyla Güven, "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı maalesef ki bu yıl da demokrasi ve özgürlüklerin yerleşemediği bir atmosferde kutlanıyor. TBMM'nin kuruluşu ve halkın iradesinin egemen olduğu bir düzene geçişi ifade eden 23 Nisan'ı her zamankinden daha buruk bir şekilde karşılıyoruz. Bugünün dünya çocuklarına armağan edilmiş olması da 23 Nisan'a ayrı bir önem ve anlam katmaktadır.
Partimiz, gerek cumhuriyetin demokratikleşmesi ve gerekse çocuklarımıza daha yaşanılır, daha barışçıl bir dünya bırakması noktasında barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesini sürdürme konusunda ısrarcıdır. Partimiz DTP, gerek Kürt çocuklarının ağır ceza mahkemelerinde ve tutuklu olarak yargılanmaları, gerekse de halkın iradesine gösterilen saygısızca yaklaşımları nedeniyle hükümeti ve onun politikalarını protesto etmek amacıyla bu yıl ki 23 Nisan resmi kutlamalarına katılmama kararı almıştır. Bu vesileyle gerek Türkiye'deki gerekse dünyadaki bütün çocukların daha barışçıl bir dünyada yaşayabilmelerini temenni ediyor, tüm çocukların 23 Nisan Bayramı'nı kutluyoruz" dedi. Basın açıklamasının ardından toplanan grup, alkışlarla parti binasına girdi.
(İHA)

Hastalara Kitap Dağıtıldı


Hastalara Kitap Dağıtıldı

24 Nisan 2009

Şanlıurfa Okuyor kampanyası kapsamında ildeki hastanelerde kitap dağıtıldı.

Şanlıurfa Milli Eğitim Müdürlüğünce başlatılan “Şanlıurfa Okuyor” projesi kapsamında Milli Eğitim Müdürü Hanifi Şahin, Sağlık İl Müdürü Hasan Demir ve beraberindeki heyet Çocuk Hastanesi’ni ziyaret ederek, burada yatan hastalara ve refakatçilerine birlikte kitap dağıttı.
Dağıtım sırasında gazetecilere konuşan Milli Eğitim Müdürü Hanifi Şahin ““23 Nisan haftası sebebi ile Çocuk Hastanemizi ziyaret ettik. Sağ olsunlar sayın sağlık il müdürümüz böyle bir fırsat ve imkanı bize hazırladı. Birlikte hasta ziyaretleri ile çocuklarımıza kitaplar verdik. Hem okumayı öne çıkarmayı, hem de bayramın coşkusunu çocuklarımızla paylaşmaya yönelik bir etkinlik. Emeği geçen tüm arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Başhekimimiz olmak üzere sayın sağlık müdürümüze çok teşekkür ediyorum” dedi
Sağlık İl Müdürü Hasan Demir ise şunları söyledi: “Bugün 23 Nisan münasebetiyle sayın milli eğitim müdürümüzün teşviki ile hastanelerimizi ziyaret ettik. Özellikle çocuklarımıza kitaplar verdik. Çocuklarda ve yetişkinlerde kitap okuma alışkanlığının yerleşmesi için milli eğitimi müdürlüğümüzün yaptığı bu kampanya, güzel bir kampanya. İnşallah biz de il sağlık müdürlüğü olarak özellikle yataklı tedavi kurumlarımızda başta olmak üzere bütün kurumlarımızda özellikle yatan hastalarımızın ve refakatçilerinin hastanede kaldıkları sürelerde kitap okumaları için kendilerine uygun yerlerde birer kitaplık oluşturarak, personelimizin de hastalarımıza ve refakatçilere boş zamanlarda kitap okuma konusunda bir tavsiye bir telkinde bulunmaları için bir çalışma başlatacağız. Bu vesileyle ben sayın milli eğitim müdürümüze bundan dolayı teşekkür ediyorum. İnşallah bu faydalı çalışmalar bu şekilde devam eder”
Hastalara yakın ilgi gösteren Şahin ve Demir’e hastalar ve refakatçileri de teşekkür ederek bu tür kampanyaların çok faydalı olduğunu ve okuma alışkanlığının mutlaka her kesime yaygınlaştırılmasının gerekliliğini vurguladılar. (UrfaHA)

Bediüzzaman Şanlıurfa’da anılıyor.


Bediüzzaman, Vefatının 49.yılında Bediüzzamanı anma toplantısı 24 Nisan 2009 Cuma günü Belediye Şair Nabi Kültür Merkezinde yapılacak.
Bediüzzaman Eğitim Kültür ve Sanat vakfı tarafından organize edilen Vefatının 49.yılında Bediüzzamanı anma toplantısı 24 Nisan 2009 Cuma günü Belediye Şair Nabi Kültür Merkezinde yapılacak.

Bediüzzaman Vakfı Başkanı Ahmet Rüzgar yaptığı açıklamada her yıl mart ayının son haftasında yapılan Bediüzzamanı anma toplantısını yerel seçimler dolayısıyla Nisan ayında yapıyoruz. Yeni Asya Gazetesi yazarlarından İslam Yaşar’ın konuşmacı olarak katılacağı Bediüzzaman ve Aile konulu konferansa tüm halkımızı davet ediyoruz. Dedi.

Belediye Şair Nabi Kültür merkezinde yapılacak olan “Bediuzzaman ve Aile” konulu konferansta ayrıca Bediüzzaman ile ilgili şiirler ve ve kasideler de okunucak.

23 Nisan Programı



22 Nisan 2009 Çarşamba

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 08.00’de başlayacak, aynı gün saat 24.00’de sona erecek.

Kutlama töreni 11 Nisan Şehir Stadyumunda yapılacak. 23 Nisan 2009 Perşembe günü kamu ve özel kuruluşlara ait binalar ile tören alanı bayraklarla süslenecek. Kutlama Komitesince belirlenen programa göre ; .23 Nisan 2009 Perşembe günü saat :09.00’da çelenkler bizzat daire amirleri tarafından sunulacak. Saygı duruşu ve akabinde İstiklal Marşımız okunacak. Çelenk sunma töreni gerçekleştirilecek. 11 Nisan Stadyumundaki Tören ise Saat 09.30’da Şanlıurfa Valisi beraberinde Garnizon Komutanı ve Belediye Başkanı törene katılan öğrencilerin ve halkın bayramını kutlayacaklar. Topluca İstiklal Marşı okunacak. Vakıflar İlköğretim Okulu öğrencilerinden Aleyna Kıranlıoğlu ile Ziyaeddin Akbulut İlköğretim Okulu öğrencilerinden Buse Büyükkılıç şiir okuyacaklar. Vakıflar İlköğretim Okulu öğrencilerinden Şule Yıldız çocuklar adına günün anlam ve önemini belirten konuşma yapacak. Ziyaeddin Akbulut İlköğretim Okulu öğrencilerinden Enez Yıldız tarafından “Öğrenci Andı” okunarak törene katılan tüm öğrenciler tarafından tekrarlanacak. Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürü Hanifi Şahin tarafından günün anlam ve önemini belirten konuşma yapılacak. Resmi geçitte Bayrak ve Flamalar, Gösteri Grupları,İzci Ekipleri olacak. Gösteriler ise Şemsiye ve Paraşüt gösterisi (Karma gösteri), Kız Dans gösterisi, Karma Dans gösterisi, Final, Gösteriler devam ederken, Fon Gösteri Grubu figürlerine devam edecek. 11 Nisan Şehir Stadyumundaki maraton tribününe 10 İlköğretim Okulundan 150’şer öğrencinin katılımı İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından yapılacak. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını bütün İlköğretim Okul Müdürlüklerimiz 23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’den itibaren öğrenci velileri ile birlikte okullarında kutlayacaklar.. 23 Nisan 2009 günü, saat : 14.00’de ise Mimar Sinan İlköğretim Okulu Şanlıurfa Valiliğini, Şair Nabi İlköğretim Okulu Garnizon Komutanlığını, Fatih Sultan Mehmet İlköğretim Okulu Belediye Başkanlığını, Mehmet Aziz Parmaksız İlköğretim Okulu ise İl Milli Eğitim Müdürlüğü 23 Nisan 2009 Perşembe günü 14.00’de Okul Müdürü, bir Öğretmen ve üç öğrenci ziyaret edecekler. ŞURKAV THM Çocuk Korosu Konseri saat 20.00’de DSİ Konferans Salonunda gerçekleştirilecek. UrfaHA

Göbeklitepe'de kazılar yeniden başladı



Şanlıurfa’nın tarihinin en eskilere dayandığını belgeleyen 12 bin yıllık mabedin bulunduğu Göbeklitepe kazılarının 15. si sürdürülüyor. Göbeklitepe bu haliyle turizme açılacak.
Günümüzden yaklaşık 12 bin yıl öncesine tarihlenen, henüz avcı - toplayıcı tarzda yaşam süren insanların yarattığı bir kült merkezi olan Göbekli Tepe'de, 2009 yılı kazı çalışmaları başladı. Halen cok cüzi bir bölümünün kazılarının yapıldığı Göbeklitepe bu haliyle turizme açılacak.

Prof. Dr. Klaus Schmidt'in başkanlığını yaptığı kazı ekibi 2009 yılında Urfa'da iki dönem çalışacak. Birinci dönem çalışmaları 20.Mart.2009 tarihinde başladı. Ekip 20.Nisan.2009 tarihine kadar çalışmalara devam edecek. İkinci dönem çalışmaları Eylül-Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek. İlk dönem çalışmalarına T.C. Kültür Bakanlığı temsilcisi olarak Gaziantep Müzesinden Ali Akyıldız katılıyor.

Bahar dönemi çalışmalarının önemli bölümünü C yapısı adı verilen tapınak binası içinde bulunan dikilitaşların olası devrilme tehlikesine karşı alınacak önlemlerin oluşturulduğu, bu çalışmalar için Almanya'dan mimar ve mühendislerden oluşan 9 kişilik uzman bir ekibin geldiği belirtildi.

C yapısı tekrar gün yüzünde Bu yıl Göbeklitepe’nin 15. kampanyasına başladığını belirten Prof. Dr. Klaus Schmidt, “Biz şimdi C yapısı olarak adlandırılan tapınak bölümündeki kazı çalışmalarını tamamlamaya çalışıyoruz. Bazı yayın organlarında yazıldığı gibi buranın Hz. Âdem ile Hava’nın buluştuğu yer olmasıyla ilgili bilgiler ortaya atıldı. Bizim konumuzla ilgisi yok. Ama gerçekten çok önemli bir yer.
Günlerdir yaptığımız kazılarda da bunları tekrarlıyoruz. 2001 yılı kazı kampanyası sırasında bulunan ve çalışmaların devam ettiği C yapısı olarak adlandırılan tapınak binasında 2008 yılı kazı çalışmaları sırasında hem görsel açıdan hem de sayısal yoğunluk ile önem kazanan buluntu gruplarıyla karşılaşılmıştı.

C yapısının merkez dikilitaşlarını tahrip etmiş olan, neolitik sonrası dönemlere ait büyük bir çukurun varlığı bu alanda kazı çalışmalarının başladığı günlerden beri bilinmekteydi. Bu çukurun önce iki devasa merkez dikilitaşın etrafını açmak, daha sonra da bu dikilitaşları parçalamak amacıyla yapılmış olduğu, bu amaca tamamıyla olmasa da dikilitaşları parçalara ayıracak derecede ulaşıldığı kazı çalışmaları sırasında saptanabildi.

Bu yolla tahribata uğramış olan C yapısının 2 adet merkez dikilitaşına ait parçaların incelenmesi ve belgelenmesi bu dikilitaşların orijinal boyutunu rekonstre edilebilmesine olanak verdi. Yüzlerce kilogramağırlıkları ile taşınabilme, hareket ettirebilme olanağını kısıtlayan dikilitaş parçalarının belgelerine ve tümleme denemeleri için laser tarama metodu ve bilgisayar animasyonları kullanıldı. C yapısının bulunduğu alanda yapılan kazılar sırasında ulaşılan bir diğer önemli netice yapının taban seviyesine ulaşılabilmiş olması ve tabanın yapılış tekniğidir. C yapısı beklenildiği gibi 'terrazzo taban' ile tamamlanmamış burada taban direk 'ana kaya üzerine şekillendirilmiştir.

C yapısının tabanı, ana kayanın düz ve pürüzsüz bir hale gelecek şekilde işlenmesiyle şekillendirilmiş. Bu buluntu durumu Göbekli Tepe'de kazıların başladığı 1995 yılında, batı platosunda yüzeye çok yakın bir seviyede bulunan kaya tapınağı ile benzerlik taşıyan ilk örneği teşkil etmekte ve çok değerli bir karşılaştırma imkânı yaratmakta. Batı platosunda bulunan E yapısında olduğu gibi C yapısında da ana kaya sadece düzleştirilmemiş, diğer mimari unsurlar eklenmiş, platformlar ve dikilitaşların yerleştirileceği iki adet kaide yine ana kaya üzerinde şekillendirilmiş” dedi.

Dikili taşlara önlem alınacak Prof. Dr. Klaus Schmidt, “C yapısı mekân içinde yapılacak son evre çalışmalarına devam edebilmek için dikilitaş gövdelerinin kaideleri içinde dikleştirilmeleri ve olası devrilme tehlikesine karşı önlem alınması gerekmekteydi. Yapılan statik ölçümleri ve planlarından sonra bu önlemler ilk olarak grafiksel canlandırıldı. 2009 yılı kazı çalışmalarının önemli bir bölümünü oluşturacak olan bu tedbirler için konunun uzmanları kazı ekibi ile birlikte çalışmalara başladı. Çalışmalarımız 20.Nisan.2009 tarihine kadar devam edecek” diye konuştu.Turizme açılması sağlanacak Prof. Dr. Schmidt, Göbeklitepe’nin anıtsallığıyla, mimarisiyle dünyada tek olduğunu ve benzerinin olmadığını, ancak başka yerlerde küçük benzerlerinin de olduğunu, bir örneğinin daha olmadığını, Bergama, Milet gibi uzun süreceğini ancak gereğinin yapılacağını ve bu haliyle de olsa turizme açılması için başvuruda bulunacağını belirtti.